|
İstanbul Mahkemesi 148 Numaralı Sicil (H. 1241-1242 / M. 1826-1827) cilt: 90, sayfa: 380 Hüküm no: 327 Orijinal metin no: [62b-3] Bu defter İBB Kültür A.Ş. ve Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi ortaklığı ile hazırlanmıştır.
Şerife Vahide bt. Mehmed’in, Sofular’da babasına ait kalaycı gediği olduğu iddiasının geçersizliği
Sofular’da kalaycı gediği men‘i
Ma‘rûz
Mübârek rikâb-ı kamer-tâb-ı hazret-i zıllullâhîye takdîm-i arzuhâl eden zâtı mu‘arrefe Şerife Vahide bt. es-Seyyid Mehmed nâm hatun lisânen sâdır olan fermân-ı âlîlerine imtisâlen Çarşamba günü Arz Odası’nda huzûr-ı lâmi‘u’n-nûr-ı vekâlet-penâhîlerinde ma‘kūd meclis-i şer‘-i münîrde derûn-ı arzuhâlde mezkûru’l-ism Tersâne-i âmirede zindân kâtibi el-Hâc Mehmed Sâdık Efendi ibnü’l-merhûm Mehmed Ârif Efendi tarafından husûs-ı âtîde vekîl olduğu es-Seyyid Abdullah Efendi b. Ali şehâdetleriyle sâbit olan es-Seyyid Halil Efendi b. es-Seyyid Ali muvâcehesinde İstanbul Mahkemesi sicillinden muhrec işbu i‘lâm-ı şer‘î kaydında tasrîh ve beyân olunduğu üzre bin iki yüz otuz sekiz târihinde Âsitâne-i aliyyede bulunan cemî‘ kalaycı esnâfı ma‘rifet-i şer‘le tahrîr ve birbirleriyle kefâlete rabt olunarak tertîb olunan defterde Sofular’da Usta el-Hâc Mehmed lafzı münderic olup benim dahi babam Kalaycı Mehmed Usta olduğundan defterde olan Mehmed Usta babamın ismine müşâbih ve zikrolunan Sofular Çarşısı’nda Mollahüsrev Câmi‘i ittisâlinde kâin müvekkil-i mûmâ-ileyhin tasarrufunda olan bakkāl mağazası esnâf tahrîr olunduğu hînde kalaycı dükkânı olmak muhtemel olmağın bu takdîrce dükkân-ı mezkûrda eğerçi ol vakitden beri kalaycı işlediğini bilir olmayıp fi’l-asl külâhcı ve ba‘dehû manav ve ba‘dehû sebzeci dükkânı ve el-yevm bakkāl mağazası olarak isti‘mâl olunagelmiş ise de mücerred babamın ismine uygun olduğundan dükkân-ı mezkûr babamdan kalma gediğim olmuş olur öyle olıcak müvekkil-i mûmâ-ileyh mağaza-i mezkûrede olan müste’cirîni çıkarıp bana îcâra cebr olunmasını bundan akdem Bâb-ı Âlî’ye arzuhâl takdîmiyle sudûr eden emr-i âlî-şâna imtisâlen İstanbul Mahkemesi’nde huzûr-ı hâkimü’ş-şer‘de vekîl-i mezbûr muvâcehesinde da‘vâ eylediğimde evvelen dükkân-ı mezkûr gediği ta‘bîr olunan âlât el-yevm mevcûde olmadığından [63a] mâ‘adâ henüz kendi mâlım olduğunu ve kim zabtedip kimin yedinde kaldığını vech-i şer‘î üzre tashîh ve beyân edemememle müvekkil-i mûmâ-ileyhe şer‘an suâl dahi olunmayıp sâniyen yüz dört sene mukaddem haccü’l-Haremeyn olarak tahrîr olunmuş olan Mehmed Usta kendi takrîrime nazaran babam olduğunu zâhir-i hâl mektûb ve ol târihde esnâfı tahrîr ancak birbirine kefâlete rabt için olmağla yalnız bu tahrîr ile gedikleri i‘tibâr bulmadığı ve dükkân-ı mezkûrda aklâm-ı şâhâneden birinde mukayyed ve mu‘teber gedik olmadığı ecilden mahâll-i mezkûrda gedik iddi‘âm şer‘an ve kānûnen iltifâta şâyân olmayıp dükkân-ı mezkûra bir vechile müdâhaleye kādire olamadığım taraf-ı şer‘-i şerîfden bana tefhîm olunmuşdu lâkin dükkân-ı mezkûr mücerred gediğimdir bana îcâr ettirilsin deyü takrîr-i meşrûhu üzre ber-mantûk-ı i‘lâm muktezâ-yı şer‘î ve mûcib-i kānûnîsi cevâb verilip bitmişiken bu def‘a yine iddi‘âsı ta‘cîz ve tesâddî‘den ibâret olmağla kelâmına iltifât olunmayıp bî-vech mu‘ârazadan men‘ olunduğu İstanbul Mahkemesi’nden huzûr.
Fî 3 N sene 1242
|