|
Eyüb Mahkemesi (Havass-ı Refia) 74 Numaralı Sicil (H. 1072 - 1073 / M. 1661 - 1662) cilt: 28, sayfa: 412 Hüküm no: 437 Orijinal metin no: [94a-2] Bu defter İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı ve İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) ortaklığı ile hazırlanmıştır.
Ahmed b. Abdullah’ın beytülmâldeki hissesinin kendisine teslimi
Fi’l-asl vilâyet-i Rumeli’nde Şumnu kazâsına tâbi‘ Durmuşköyü demekle ma‘rûf karyeden olup hâlâ Havâss-ı Aliyye kazâsına tâbi‘ Karaahmedli nâm karyede mütemekkin olan bâ‘isü’l-kitâb Ahmed b. Abdullah nâm mühtedî meclis-i şer‘de mahmiye-i İstanbul’da Gümrük emîni Mahmud kıbelinden Büyük Hâslar zâbiti olan beytülmâl-i âmme ve hâssa zabtına emâneten memûr olup muhallefât-ı âti’z-zikre vaz‘-ı yedi ikrârıyla sâbit olan fahrü’l-emâsil Hüseyin Bey b. Hamza mahzarında üzerine da‘vâ ve takrîr-i kelâm edip fi’l-asl mârrü’z-zikr Durmuşköyü’nde olup hâlâ karye-i mezbûrede sâkin ve müte’ehhil iken, bundan akdem fevt olan Uzun Mehmed b. Abdullah benim li ebeveyn karındaşım olup verâseti zevcelerine ve bana münhasır olmağla muhallefâtının rub‘u zevceleri mezbûretâna ve selâse-i erbâ‘ı bi’l-irsi’ş-şer‘î bana isâbet ve intikāl ederken, emîn-i mezbûr karındaşım müteveffâ-yı mezbûrun zevcelerinden gayrı vâris-i ma‘rûfu olmamak zannıyla muhallefâtının bana isâbet eden selâse-i erbâ‘ına vaz‘-ı yed edip bana teslîmden imtinâ‘ eder hâlâ suâl olunup alıverilmek matlûbumdur deyicek gıbbe’s-suâl emîn-i mezbûr müteveffâ-yı mezbûrun muhallefâtının selâse-i erbâ‘ına vaz‘-ı yedini ikrâr, lâkin müdde‘î-i mezbûrun vech-i muharrer üzre verâsetini inkâr edicek müdde‘î-i mezbûrdan müdde‘âsını mübeyyin beyyine taleb olundukda, udûl-i ahrâr-ı müslimînden olup fi’l-asl mârrü’z-zikr Durmuşköyü’nde olan Mehmed b. Kurd nâm kimesne ile yine karye-i merkūmeden Mihal v. Kostantin nâm zimmî makām-ı kazâya li’ecli’ş-şehâde hâzırân olup isre’l-istişhâd fi’l-vâki‘ müdde‘î-i mezbûr müteveffâ-yı merkūm ile li ebeveyn karındaşlardır. Babaları ismi Dobra, anaları ismi Estano, maskat-ı re’sleri mârrü’z-zikr Durmuşköyüdür müteveffâ-yı mezbûrun verâseti zevceleri ile karındaşı müdde‘î-i mezbûre münhasıradır vâris-i âhar olmadığı ma‘lûmumuzdur biz bu husûsa bu vech üzre şâhidleriz, şehâdet dahi ederiz deyû her biri edâ-i şehâdet-i şer‘iyye eylediklerinde isbât-ı nesebde müslim beytülmâl emîni yüzüne zimmînin şehâdeti câiz ve meşrû‘ olmağın ba‘de’t-ta‘dîl ve’t-tezkiyye şehâdetleri makbûle oldukdan sonra emîn-i mezbûr i‘âde-i kelâm edip müdde‘î-i mezbûr müteveffâ-yı mezbûrun li ebeveyn karındaşı olduğu takdîrce ba‘de vefâtihî İslâm’a gelmeğin müteveffâ-yı mezbûra vâris olamaz binâen aleyh müteveffâ-yı mezbûrun muhallefâtının selâse-i erbâ‘ını teslîmden imtinâ‘ ederin deyicek isre’l-istintâk müdde‘î-i mezbûr karındaşım müteveffâ-yı mezbûrun vefâtından mukaddem şeref-i İslâm ile müşerref olmuşdur deyicek merkūm mühtedî Ahmed’in takrîr-i meşrûhuna mutâbık beyyine taleb olundukda, karye-i mezbûre imâmı es-Seyyid Mehmed b. Davud ve Mustafa Bey b. Osman ve Kurd Bey b. Mehmed meclis-i mezbûrda, münkir-i merkūm mahzarında, fi’l-vâki‘ müdde‘î-i mezbûr karındaşı müteveffâ-yı mezbûrun fevtinden mukaddem bizim huzûrumuzda şeref-i İslâm ile müşerref olmuşdur. Biz bu husûsa bu vech üzre şâhidleriz, şehâdet dahi ederiz deyû her biri edâ-i şehâdet-i şer‘iyye eylediklerinde ba‘de’t-ta‘dîl ve’t-tezkiyye şehâdetleri makbûle olmağın müdde‘î-i mezbûrun verâsetine hükm ve müteveffâ-yı mezbûrun muhallefâtının selâse-i erbâ‘ından emîn-i mezbûrun kasr-ı yedine tenbîh-i şer‘î olunup mâ cerâ bi’l-ibtigā sebt olundu. Fi’l-yevmi’s-sâlis min Zilhicceti’l-harâm li sene isneteyn ve seb‘în ve elf.
Şuhûdü’l-hâl: Fahrü’l-akrân Mustafa Ağa b. Musa, Musli Bey b. Ali, Hamza Efendi nâib-i recül, Hüseyin Muhzır, Ali Beşe Çukadâr, Dilâver Muhzır ve gayruhüm mine’l-hâzırîn.
|