.:: İstanbul Kadı Sicilleri ::.


Rumeli Sadareti Mahkemesi 21 Numaralı Sicil (H. 1002-1003/M. 1594-1595)
cilt: 12, sayfa: 56
Hüküm no: 9
Orijinal metin no: [8b-1]
Bu defter İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı ve İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) ortaklığı ile hazırlanmıştır.


Yeniçeri zümresinden Ahmed Bey b. Abdullah’ın nakit vakfiyesi

Hamd-i fâ’ik-i bî-hadd ve senâ’-i lâik-ı lâ-yu‘ad ol mâlik-i mülk u melekût ve rabb-i izzet ve ceberût vâkıf-ı mevâkıf-ı mümkinât mebde’-i bedâyi‘-i masnû‘ât azze şânühû ve celle sultânuhû ve cemme sırruhû ve âmme ihsânuhû hazretlerinin dergâh-ı akdes ve bârgâh-ı mukaddeslerine olsun ki, âmme-i mevcûdâtı tarz-ı bedî‘ üzre ibdâ‘ ve kâffe-i masnû‘âtı tavr-ı menî‘ üzre ihtirâ‘ eyledi ve cevâhir-i salavât fâ’izü’l-berekât ve zevâhir-i teslîmât-ı anber-nefehât ol sultân-ı cumhûr-ı enbiyâ ve ünvân-ı menşûr-ı asfiyâ resûl-i azîz ve muhterem ve nebiyy-i habîb-i ekrem Muhammed-i Hâşimî -sallallâhu aleyhi ve sellem- hazretlerinin rûh-ı mutahhar ve merkad-i münevverlerine ithâf-ı îsâr ve ihdâ’ ve nisâr olunur ki, kâffe-i ibâdı menâhic-i hayrâta da‘vet ve mehacce-i meberrâta irşâd ve hidâyet eyledi, sallallâhu te‘âlâ aleyhi ve alâ men intemâ ileyhi min âlihi’l-ethâr ve ashâbihi’l-ahyâr ve’t-tâbi‘în lehüm bi ihsânin ilâ yevmi’l-ba‘s ve’l-mîzân, ammâ ba‘d bâ‘is-i tahrîr-i kitâb-ı müşgîn-nikāb ve dâ‘î-i tastîr-i hitâb-ı sıhhat-nisâb oldur ki, erbâb-ı ukūl-ı selîm ve ashâb-ı tabâyi‘-i müstakīme katlarında vâzıh u bâhir ve mukarrer u zâhirdir ki, bu dâr-ı fenâ-yı serî‘ü’z-zevâl ve mevtin-i anâ-yı karîbü’l-irtihâlin lezzeti zilletine karîn ve terahı ferahında mekîn câh u celâli tezelzülde ve evzâ‘ ve etvârı tahavvüldedir. Lâ cerem tevfîk-i Rabbânî refîki ve inâyet-i Rahmânî hâdî-i tarîki olan sa‘îd-i âkil ve reşîd-i gayr-ı gāfil Cenâb-ı Hak ve cânib-i Feyyâz-ı mutlakdan kendiye fâ’iz ve nâ’il olan âlâ’-i mütevâtire ve ni‘amâ’-i mütekâsireye nazar ve iz‘ân ve âkıbet-i umûruna mülâhaza ve nigerân edip fırsat elde iken zimâm-ı istitâ‘at ve inân-ı himmeti semt-i hayrâta tasrîf ve sübül-i meberrâta tevcîh ve tahrîf edip îsâr-ı bezl-i mâl ve iksâr-ı savâlih-i a‘mâlde cehd-i belîğ ve cidd-i bî-dirîğ ile selef-i sâlihîn ve halef-i nâsihîn tarîkine gider tâ ki, sadakāt-ı câriye ve hasenât-ı bâkiyesi siyâdet-i uhreviyye ve sa‘âdet-i ebediyyeye mukzî ve muktezî olup bu mevtin-i fenâdan mesken-i bakāya sefer ve intikāl ve teveccüh ve irtihâl etdikde a‘mâli munkatı‘ ve ibâdâtı mürtefi‘ olmaya, çün bu kazâya-yı vâzıhatü’l-medlûl ve mukaddemât-ı vâcibetü’l-kabûle binâen dâr-ı saltanat-ı aliyye mahmiye-i Kostantıniyye mahallâtından Hasan Halîfe mahallesinde sâkin Dergâh-ı âlî yeniçerileri zümresinden hâlâ seksen beşinci oda kethüdâsı olan işbu sâhib-i mecelle-i dîniyye ve râfi‘-i vesîka-i yakīniyye mebde’-i mebânî-yi hayrât mübdi‘-i mecârî-yi sadakāt mefharü’l-emâsil ve’l-eşbâh Ahmed Bey b. Abdullah -tekabbelallâhu hayrâtihî ve dâ‘afe ucûre hasenâtihî- tarafından vakf-ı âti’z-zikri ale’t-tafsîl ikrâr ve tekmîl ve li ecli’t-te’bîd rücû‘ ve tescîl için vekîl-i nebîl olup vekâleti Mevlânâ Ömer Halîfe b. Ahmed el-imâm ve Mustafa b. Hızır el-mü’ezzin şehâdetleri ile sâbite olan kıdvetü’l-emâsil ve’l-ahâlî Süleyman Çelebi b. Veli meclis-i şer‘-i refî‘ü’l-bünyân ve mahfil-i dîn-i menî‘ü’l-erkâna hâzır olup şöyle ikrâr-ı sahîh-i şer‘î ve i‘tirâf-ı sarîh-i mer‘î kıldı ki, bundan akdem müvekkilim mezkûr Ahmed Bey tasarrufât-ı şer‘iyyesi hâize ve teberru‘ât-ı mer‘iyyesi nâfize iken silk-i mülk-i sahîh ve sımt-ı hakk-ı sarîhinde münselik ve munharıt olan etyab-ı emvâl-i helâl ve enfes-i mahz-ı menâlinden ifrâz ve mümtâz olunmuş kırk bin nakd-i râyic fi’l-vakt fıddî-i Osmânî akçe ki, te’kîden li’l-asl ve te’bîden li’l-kül nısfı yirmi bin akçe olur hulûs-ı niyet ve safâ’-i taviyyet ile vakf ve te’bîd ve habs-i tahlîd edip şart eyledi ki, meblağ-ı mevkūf ve ma‘hûd ve nakd-i mezkûr-ı ma‘dûd rehn-i kavî ve kefîl-i melî ile her sene onu on bir akçe hesâbı üzre ale’n-nehci’ş-şer‘iyyi’l-helâl istirbâh ve istiğlâl olunup hâsıl olan rıbh ve fâ’ide ve rey‘-i âide yevmî iki akçe vazîfe-i tevliyetden gayrı cem‘an nefs-i vâkıfa meşrûta olup mâdâme kayd-ı hayâtdadır, galle-i mezkûreyi kendi havâyicine sarf edip kimesne müzâhim ve mâni‘ ve müdâfi‘ ve münâzi‘ olmaya ve şart eyledi ki, kazâ-i nahb ve likā-i Rab etdikde mahalle-i mezkûre mescidinde hâlâ imâm olan Mevlânâ Ömer Halîfe b. Ahmed kayd-ı hayâtda oldukça her gün salât-ı subhdan sonra mescid-i mezkûrda Kur’ân-ı mecîd ve Furkān-ı hamîd’den tertîb ve tecvîd ile bir cüz’-i şerîf tilâvet edip her-bâr hatm eyledikde de’b-i mu‘tâd üzre du‘âsın kıldıkdan sonra sevâbın rûh-ı vâkıfa ihdâ’ edip rıbh-ı mezkûr ve rey‘-i mastûrdan yevmî iki akçe vazîfeye mutasarrıf ola ve mezbûr Ömer Halîfe vefât eyledikden sonra mescid-i mezbûrda imâm olan minvâl-i mezkûr üzre yevmî bir cüz’-i şerîf tilâvet edip vazîfe-i ma‘hûdeye mutasarrıf ola ve yine mescid-i mezkûrda hâlâ mü’ezzin olan Mustafa b. Hızır kayd-ı hayâtda oldukça vâkıf-ı mezbûr rûhiçin her gün sabâh namazından sonra üç kere sûre-i İhlâs tilâvet etdikden sonra sevâbın rûhuna ihdâ’ edip yevmî bir akçe vazîfeye mutasarrıf ola, ba‘dehû mescid-i mezkûrda her kim mü’ezzin olursa cihet-i merkūme âna meşrûta ola ve dahi şart eyledi ki, kendi hüddâmından Perviz b. Abdullah’a kayd-ı hayâtda oldukça rıbh-ı mesfûrdan yevmî ikişer akçe verilip mukābelesinde her gün bir sûre-i Yâsîn tilâvet edip sevâbın rûh-ı vâkıfa ihdâ’ ede, ba‘dehû cihet-i mezkûre mütevellî ve nâzır ma‘rifetleriyle ve re’y-i hâkimü’l-vakt ile ehl-i Kur’ân’dan bir sâlih kimesneye tevcîh oluna ve yine rıbh-ı sâlifü’l-beyândan re’y-i hâkim ile ehl-i Kur’ân’dan bir sâlih ve mücevvid kimesneye yevmî bir akçe vazîfe verilip mukābelesinde her gün salât-ı asrdan sonra Sultânü’l-guzât ve’l-mücâhidîn el-mütegammid fî bihâri rahmeti rabbihi’l-mu‘în merhûm ve mağfûrun-leh Ebü’l-feth es-Sultân Mehmed Hân Câmi‘-i şerîfi mahfilinde tertîl ve tecvîd ile bir sûre-i Nebe’e tilâvet edip sevâbını rûh-ı vâkıfa ihdâ’ ide ve dahi şart eyledi ki, emânet ve istikāmet ile ma‘rûf ve hıfz u siyânet ile me’lûf teksîr-i mahsûlât ve tevkīr-i gallâtdan habîr ve basîr bir kimesne vakf-ı mezbûra mütevellî olup hizmet-i masrûfesin [9a] kemâ yenbağī edâdan sonra yevmî iki akçe vazîfeye mutasarrıf ola ve tevliyet-i merkūme mâdâme kayd-ı hayâtda oldukça silahdârlar zümresinden mefharü’l-a‘yân Mustafa Bey b. Abdülmennân’a meşrûta ola ve yine hüsn-i hâl ile ma‘rûf ve ecmel-i hisâl ile me’lûf bir kimesne vakf-ı mezbûra nâzır olup yevmî iki akçe vazîfeye mutasarrıf ola ve nezâret-i merkūme mâdâme kayd-ı hayâtdadır fahrü’l-ahâlî Süleyman Çelebi b. Veli’ye meşrûta olup ba‘dehümâ tevliyet-i mezkûre ve nezâret-i mesfûre Hoca Üveys mahallesinde sâkin iken vefât eden merhûm Çâşnigir Osman Ağa utekāsından birer sâlih kimesneye verile, utekā munkarız oldukdan sonra re’y-i hâkim ile birer sâlih ve müstakīm kimesneye tevcîh oluna ve dahi şart eyledi ki, şurût-ı mezkûre ve kuyûd-ı mastûra nemat-ı mebsût-ı mu‘ayyen ve minvâl-i meşrûh-ı mübeyyen üzre ri‘âyet olundukdan sonra bâkī kalan zevâ’id ve fazla mütevellî yediyle her sene asl-ı mâla zam olunup bile istirbâh ve istiğlâl olunup nehc-i ma‘hûd üzre her sene amel olunmağla re’s-i mâl ve masârıf-ı mu‘ayyeneden fâzıl birkaç bin akçe hâsıl olursa mütevellî ve nâzır olan kimesneler re’y-i hâkim ile vücûh-ı hayrât ve sunûf-ı meberrâtdan münâsib olan mevâzı‘a sarf edeler ve eğer mürûr-ı eyyâm ve kürûr-ı a‘vâm ile nemat-ı mebsût üzre ri‘âyet-i meşrût müte‘azzir olursa cemî‘-i mahsûl-ı vakf fukarâ-i Müslimîn ve zu‘afâ’ ve muhtâcîne bezl ve i‘tâ oluna deyû vâkıf-ı mezbûr ta‘yîn-i usûl ve zevâbıt ve tebyîn-i furû‘ ve şerâ’it kıldıkdan sonra meblağ-ı mezbûr ve nakd-i mesfûru bi’l-külliye yedinden ihrâc ve mülkiyyetini izâle edip mütevellî-i mezkûr Mustafa Bey’e bi’t-tamâm teslîm edip mütevellî-i mezbûr dahi meblağ-ı merkūmu vâkıf-ı mastûr yedinden cemî‘an kabz ve tesellüm edip ve sâir mütevellîlerin evkāfda tasarrufu gibi tasarruf etmişdir deyû vekîl-i mezbûr vekâlet-i mahkiyyesi hasebiyle bu kitâb-ı müstetâb ve menşûr-ı sıhhat-nisâbın a‘lâsında tevkī‘-i şerîf ve imzâ’-i münîfi olan sadr-ı ulemâ’-i izâm bedr-i fuzalâ-i fihâm hibr-i nıhrîr-i mâhir bahr-i mevvâc-ı zâhir sultân-ı ulemâ’ü’d-dîn burhân-ı ehlü’l-hakkı ve’l-yakīn nâsır-ı şerî‘at-ı garrâ hâdî-i mehacce-i beyzâ’ kutb-ı felek-i fazl u irfân merkez-i dâ’ire-i tahkīk u îkān hâkim-i hâsım u hümâm ve seyf-i sârim u samsâmın huzûr-ı ma‘delet-zuhûrlarında ikrâr-ı sahîh-i şer‘î ve i‘tirâf-ı sarîh-i mer‘î kıldıkda mütevellî-i mezkûr dahi vech-i meşrûh üzre meblağ-ı merkūmu vâkıf-ı mersûm yedinden bi’t-tamâm kabz ve tesellüm ve tasarrufunu ikrâr ve i‘tirâf ve vekîl-i merkūmu ikrâr-ı meşrûhunda vicâhen ve şifâhen tasdîk ve tahkīk etdikden sonra müvekkil-i merkūm mütevellî-i mersûmdan bi’l-muvâcehe da‘vâ edip vakf-ı nukūd ve âna müteferri‘ olan zevâbıt-ı kuyûd e’imme-i selâse-i meşhûrîn -rıdvânullâhi te‘âlâ aleyhim ecma‘în- yanlarında bâtıl olduğuna binâen meblağ-ı sâlifü’l-beyânı ve rıbhından cihet-i tevliyet için ecr-i mislinden ziyâde ahz eylediğini vekâleten taleb ederin dedikde mütevellî-i merkūm vekîl-i mersûma mukābele edip vakf-ı nukūd ve âna mübtenî olan kuyûd-ı şurût Hazret-i Ensârî rivâyeti üzre Hazret-i İmâm Züfer ve hümâm-ı muzaffer -aleyhi rahmetü rabbihi’l-ekber- yanında sahîh ve meşrû‘ ve adem-i sıhhat-ihtimâli medfû‘ ve merfû‘dur, öyle olsa makbûzum olan meblağ-ı merkūmu ve rıbhından cihet-i tevliyet için aldığım vazîfeyi tesellüm etmezin, eğerçi vazîfe-i tevliyet ecr-i misilden zâid ise dahi deyû teslîmden imtinâ‘ ve cevâb verdikde hâkim-i müşârun-ileyh -ecrallâhü’l-hakke beyne yedeyhi- hazretleri asl-ı vakf-ı ma‘hûd ve zımnında hâsıl olan zevâbıt ve şurûtun sıhhatine ve mütevellî-i mezkûrun cihet-i tevliyet için rıbhdan ahz eylediği vazîfeyi zamândan berâet-i zimmetine hükm-i muhkem ve kazâ-i müstahkem ve mübrem etdikden sonra tekrâr vekîl-i mezbûr da‘vâ ve nizâ‘a tasaddî ve husûmet ve cidâle te‘addî edip vakf-ı nukūd ve âna müteferri‘ olan zevâbıt ve kuyûd eğerçi imâm-ı ma‘hûd yanında sahîhdir lâkin lâzım değildir deyû bi’l-vekâle vakfdan rücû‘ edip mülk-i vâkıfa red olunmak taleb etdikde mütevellî-i mezbûr yine vekîl-i mezbûra mu‘âraza ve mukābele edip sıhhat-ı vakf-ı nukūd gerçi imâm-ı ma‘hûd yanında sıfât-ı lüzûmdan ârî ve hükm-i hâkim-i âlim vakf-ı nukūda lüzûm ifâde eylemez, lâkin imâmeyn-i hümâmeyn ve sadreyn-i kumkāmeyn yanlarında lüzûm ifâde eder, ale’l-husûs icmâ‘ bunun üzerinde mün‘akid olmuşdur ki kaçan hükm-i hâkim[-i] ârif fasl-ı müctehedun-fîhe mülâkī ve müsâdif olsa cumhûr-ı e’imme yanlarında ol hâkimin hükmü nâfiz olup infisâh ve intikāzı kābil değildir ve bu makūle hükmün tenfîz ve imzâ ve kabûl-i irtizâsı küll üzre hatm ve vâcibdir çün hâl bu minvâl üzre olucak sadedinde olduğumuz husûsun dahi sıhhati inde’l-cemî‘ sâbit ve mukarrer ve muhakkak [ve] mu‘teberdir, lâ-siyyemâ imâmeyn-i hümâmeyn yanlarında nukūd-ı mevkūfe mütevellîye teslîm olundukdan sonra sıhhati lüzûmundan müfârık olmaz, akār-ı mevkūfe müfârık olmadığı gibi deyû mütevellî-i mezkûr da‘vâsın tamâm edip hâkim-i müşârun-ileyh -en‘amallâhu te‘âlâ aleyhi- hazretlerinin imâmeyn-i hümâmeynin re’y-i reşîd ve mezheb-i sedîdleri üzre nukūd-ı merkūmenin vakfiyetinin lüzûmuna hükm taleb eyledikde hâkim-i mûmâ-ileyh -esbağallâhu sicâle lutfihî aleyh- dahi tarafeynin kelâmını ısgā ve cânibeynin merâmın istiksâ’ etdikde vakıfda olan muhallefât-ı müctehidîne vâkıf ve burhânlarına âlim ve ârif olup cânib-i mütevellîde rüchân-ı kavî ve burhân-ı celî müşâhede ve mu‘âyene etmeğin zikr olunan nukūd-ı mevkūfenin sıhhat ve lüzûmuna hükm-i sahîh-i şer‘î ve kazâ-i sarîh-i mer‘î kılıp vakfiyet-i vakf-ı [9b] ma‘hûd mücmâ‘un -aleyh müseccel ve [habs-i ma‘mûl] mükemmel olup, min ba‘d naks ve nakza mecâl muhâl ve fesh ve ibtâl mümteni‘ü’l-ihtimâldir, fe-men beddelehû ba‘demâ semi‘ahû fe-innemâ ismuhû ale’l-lezîne yübeddilûnehû innallâhe semî‘un alîm ve ecru’l-vâkıfı’l-merkūm ale’l-hayyi’l-cevâdi’l-kerîm ve alâ hâzâ vaka‘a’l-istişhâd ve’t-tahrîr fi’l-yevmi’l-hâmis ve’l-ışrîn min Rebî‘ilâhir li sene selâse ve elf.


Şuhûdü’l-hâl: Hasan Bey b. Abdullah el-cündî, Davud Bey b. Abdullah es-silâhî, el-Hâc Hüsrev b. Abdullah el-mütevellî, Abdullah b. Şems el-mü’ezzin, el-Hâc Hasan b. Şaban, Hamid b. Veli ez-zürrâ‘, Perviz b. Abdullah el-bakkal, Hasan b. Abdullah er-râcil, Vildan b. Hüseyin el-mü’ezzin, Mehmed b. Vildan, Sinan b. Abdullah el-attâr, Mahmud b. Abdullah er-râcil, Arslan [b.] Abdullah, Mustafa b. Hüseyin, İdris Bey b. Abdullah odabaşı, Hasan b. Abdullah es-sandukî, Ferruh b. Abdullah er-râcil, Mustafa b. Yahya el-cündî, Hasan b. Abdullah, el-Hâc Ali b. Abdullah ve gayruhüm.