.:: İstanbul Kadı Sicilleri ::.


Balat Mahkemesi 2 Numaralı Sicil (H. 970 - 971 / M. 1563)
cilt: 11, sayfa: 64
Hüküm no: 22
Orijinal metin no: [5a-1, Arapça]
Bu defter İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı ve İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) ortaklığı ile hazırlanmıştır.


Kadı Alâaddin b. Abdurrahman’ın evini, kitaplarını, bağını, su kuyusunu ve bir miktar parasını vakfettiği

Fahrü’l-kuzât Mevlânâ Alâaddin b. Abdurrahman kıbelinden vakıf ikrârı ve rücû‘ da‘vâsına vekâleti imâm Mevlânâ İshak b. Abdullah ve imâm Mevlânâ Musa b. İbrahim ve Mevlânâ Şaban Halîfe b. Abdülganî’nin şehâdetleri ile sâbit olan vekîl Mahmud b. Mustafa, müvekkili-i mezbûrunun mahmiye-i Kostantıniyye’de vâki‘ Balaban Ağa mahallesinde kâin altlarında ahır bulunan üç fevkānî beyti ve helâyı müştemil ve iki tarafdan tarîk-i âm diğer tarafdan merhûm Seydi Vakfı ve diğer tarafdan da merhûm Şehabeddin Bey Vakfı ile mahdûd mülk menzilini vakfettiğini ikrâr etti. Süknâyı önce hayâtı müddetince kendine, sonra evlâdına, sonra evlâdının evlâdına sonra nesilleri kesilinceye kadar zükûr ve inâsdan fürû‘una Resûlullahın rûhu için Kur’ândan günde bir cüz’ okuması üzre şart etti. Sonra yine günde bir cüz’ okuması ve aşağıda zikri geçecek kütüb-i mevkūfeyi muhafaza etmesi şartıyla mahalle-i mezbûre imâmına evde oturmayı veya başkasının oturmasını şart etti. Sonra iki cild Tefsiru Kādî, bir cild Kitâbü’l-meşârık, bir cild Hülâsatü’l-fetâvâ, bir cild Mesâbîh, ve bir cild Hidâye, bir cild Kādîhan, bir cild Fusûlü’l-İmâdî, bir cild Bezzâzi?, bir cild Sadruşşerî‘a, bir cild Sadruşşerî‘a-i âhar, Seyyid Şerif’in bir cild Şerhu’l-miftâh, bir cild Vikāye, bir cild Vikāye-i âhar, bir cild Bidâye, bir cild Bidâye-i âhar, bir cild Mutavvel, bir cild Muhtasar, bir cild Şerhu’t-tecrîd, bir cild Hâşiyetü’t-tecrîd, bir cild Hatîbzâde, bir cild Dürer ve Gurer, bir cild Dürer ve Gurer-i âhar, bir cild Yakub Paşa, bir cild Islâhu’l-izâh, bir cild Kuduri, bir cild Hindî Şerhu’l-Kâfiye fi’n-nahv ve bir cild Câmi Şerhu’l-Kâfiye adlı kitâbları vakfetti ve istediği şekilde tasarruf edicek şekilde önce yaşadığı sürece kendine sonra eslah-i evlâdına ve nesilleri kesilinceye kadar eslah-i evlâd-ı evlâdına şart etti. Sonra kütüb-i mezbûrenin mahalle-i mezbûrede zapt edilip talebe, müderrisîn, mu‘îd ve müste‘idînin istifâdesine rehn-i kavî ile arz edilmesini şart etti. Vâkıf-ı mezbûr ayrıca hâlis-i malından ayırarak senelik ona on bir rıbh üzre istiğlâl edilmesi şartıyla râyicü’l-vakt yetmiş bin akçeyi de vakfetti. Mu‘amelenin ödeme iktidârına sâhib tüccâr ile yapılmasını, iflâs ve sâir iş batırmasıyla bilinen kimesnelerle, askerlerle, ümerâ ile, kadılar ile, hanımlar ile ve mâla ziyân veya noksan verme ihtimâli olanlar ile yapılmamasını şart etti. Kefil-i melî ve rehn-i kavî veya hâle göre bunlardan birisinin alınmasını şart etti. Allah’ın nâsib ettiği rıbhdan mütevellîye yevmî üç akçe ta‘yîn etti. Kur’ân-ı azîm ve furkān-ı kerimden günde bir cüz’ okuması şartıyla mütevellîye ayrıca iki akçe daha ta‘yîn etti. Vakıf câbisine yevmî bir akçe ta‘yîn etti. Günde bir cüz’ okuması şartıyla câbi-i mezbûra ayrıca yevmî iki akçe daha ta‘yîn etti. Sabah namazından sonra bir def‘a sûre-i Yâsîn’i tilâvet etmesi şartıyla hayâtı müddetince fahrü’l-muhadderât Ayşe Hâtun nâm kızına yevmî iki akçe ta‘yîn etti. Zevcesi Mihri Hâtun bt. Abdullah’a kendisinin ölümünden sonra evlenmemesi ve her gün sûre-i Fâtiha’yı bir kere okuması ve nebî aleyhi’s-selâma salât ve selâm getirmesi şartıyla yevmî bir akçe ta‘yîn etti. Marziye Hâtun bt. Murad’a sâre-i Fâtiha’yı ve sâre-i İhlâs’ı günde yüz kere okuması ve nebî aleyhi’s-selâma yüz kere salât ve selâm getirmesi şartıyla hayâtı müddetince yevmî bir akçe ta‘yîn etti. Galleden kalanı ise her cüz’ bir akçeye okunmak üzre bi kaderi’l-kifâye cüz’ okunmasına ta‘yîn etti ve cüz’lerin okunmasını evlâdına ve nesilleri kesilinceye kadar evlâd-ı evlâdına sonra âzatlı kölelerinin en sâlihine sonra da hâkimin ihtiyâr edeceği kimesneye şart etti. Kārî evlâdından veya âzatlı kölelerinden ise istedikleri vakitte ve istedikleri yerde okuyabilecekleri şekilde tilâvet ücretini yevmî iki akçe ta‘yîn etti. Kārî yabancı ise tilâvetleri mahmiye-i mezbûrede vâki‘ mezbûr Şehabeddin Bey kütübhanesinde münhasıran pazartesi ve Perşembe günleri öğle namazlarından sonra olacak şekilde tilâvet ücretini yevmî bir akçe ta‘yîn etti. Evkāf-ı mezbûredeki ve âti’z-zikr vakıftaki tevliye, tebdîl ve ta‘dîl hakkını hayâtı müddetince kendisine şart etti. Kendisinden sonra tevliyeyi oğlu Mevlânâ Mustafa Çelebi’ye, sonra eslah-ı evlâdına, sonra nesilleri kesilinceye kadar eslah-ı evlâd-ı evlâdına, sonra hâkimin ihtiyâr edeceği kimesneye şart etti. Vâkıf ayrıca, İnebolu Kalesi’nde vâki‘ Estekli? Kapısı diye ma‘rûf yer kurbundaki bir tarafdan Alay Beyi Vakfı, iki tarafdan da tarîk-i âm ile mahdûd mülk menzilini cümle hudûdu ve kâffe-i hukūku ile vakfetti. Vâkıf orada konaklamayı, atlarını bağlayıp ahırından istifâde etmeyi ve odalarında istirahat etmeyi bilâ ücret ihtiyâc sâhibi yolculara hasretti. Bir odayı mütevellîye ta‘yîn etti. Menzildeki, aşağıda zikri geçecek su kuyusu ve bağdaki tevliyeyi hayâtı müddetince Kasımpaşa Câmi‘i hatîbi Muhyiddin Halîfe’ye, sonra Kal‘a-i mezbûre nâibi Hacı Halîfe’ye, sonra da hâkimin ihtiyâr edeceği kimesneye menzil-i mezbûrun odalarından birinde kalmak ve gelen yolcuların ahvâlini gözetmek üzre şart etti. İhtiyâcı olmayan kāid ve vülâtin orada konaklamamasını şart etti. Vâkıf ayrıca Kadı kapısı diye ma‘rûf, Kale bağlarındaki kuyuların tamâmını da vakfetti. Ayrıca vâkıf-ı mezbûra âidiyetinden dolayı tahdîd ve tavsîfden müstağnî bulunan, su kuyuları etrâfındaki bağını da vakfetti. Mütevellî-i merkūmun her sene bağ mahsûlünü hasat edip hasılattan kuyuların işletilmesi ve ıslâhı için lâzım olan masrafları yapmasını şart etti. Kalanı ise bağ masraflarına harcamasını şart etti. Artan var ise kendi masraflarına ayırmasını şart etti. Vâkıf, sonra mahz-ı menâlinden ifrâzla râyicü’l-vakt bin akçeyi vakfedip senelik ona on iki rıbh üzre istiğlâl edilmesini şart etti. Bunun gelirinin mütevellî tarafından zapt edilip vakt-i hâcette Kale’de vâki‘ menzil-i mezbûrun ta‘mîrine sarf edilmesini şart etti. Ta‘mîrâttan arta kalanı ise mütevellînin kendi ihtiyâclarına sarf etmesini şart etti. Mürûr-i eyyâm ve zamân ile ahvâl değişirse ve sarf edilmesi lüzûm eden yerlere mâni‘ sebebiyle sarf edilemezse rıbhın tamâmı fukarâ-yı muhtacîne sarf edilecek şekilde vakfı sahîh ve şer‘î olarak tesis etti ve vâkıf-ı mezbûr, cemî‘ evkāf-ı mezbûreyi tescîl maksadıyla mütevellî nasb ettiği oğlu Mevlânâ Mustafa Çelebi’ye teslîm etti. O da teslîm alıp sâir vakıf mütevellîleri gibi meblağayn-i mezbûreynde tasarruf etti. Vâki‘ ikrâr, mütevellî-i mezbûr kıbelinden vicâhen ve şifâhen tasdîk edildi. Vakıf muamelesi tamâma erdiğinde vekîl-i mezbûr vakf-ı mastûrdan rücû‘ edip mütevellî-i mezbûr yedindeki asl-i meblağ-ı mevkūfu ve mütevellî olarak ahz ettiğini, vakf-ı akārın adem-i lüzûmuna dâir Ebû Hanîfe Numan b. Sâbit el-Kûfî el-Cevzî’nin ictihâdına binâen geri istedi. Vakfiye-i menkūlât ve vakfiyye-i denânîr ve derâhimin adem-i sıhhatine dâir eimme-i eslâfın kavillerine ihticâcen kitâbları ve mebâliğ-i mevkūfeyi de geri istedi. Mütevellî ise vakf-ı akārın imâmeyn-i hümâmeyn indindeki lüzûmuna istinâden ve vakfiyye-i menkūlât ve vakfiyye-i denânîr ve derâhimin Ensârî’nin İmâm Züfer’den naklettiği kavle göre sahîh olduğu ictihâdına istinâden i‘âdeden ictinâb etti. Hâkim-i fâzıl da vakf-ı akārın sıhhatine ve lüzûmuna ve kütüb-i mezbûrenin vakfiyetinin sıhhatine ve imâm-ı mezbûrun re’yine uyarak denânîr ve derâhim vakfının sıhhatine hükmetti. Meblağ-ı mezbûr böylece bütün kavillere göre sahîh ve şer‘î bir vakıf oldu. Vekîl-i mezbûr sonra nakid vakfında sıhhatin lüzûmu îcâb ettirmeyeceği yönündeki İmâm Züfer’in ictihâdına dayanarak rücû‘ beyânını tekrar etti. Mütevellî, İmâm Züfer katında sıhhat lüzûmu îcâb ettirmese de imâmeyn-i hümâmeyn indinde husûsen hâkimin hükmünden sonra sıhhatin lüzûmu îcâb ettirdiğini beyân ederek i‘âdeden ictinâb etti ve hâkimden hüküm vermesini taleb etti. Hâkim-i müşârun ileyh, meblağ-ı mezbûrun vakfiyetinin sıhhatine, lüzûmuna ve cemî‘ şerâitin husûsen ve umûmen sıhhatine hükmetti. Evkāf-ı mezbûre böylece tebdîl ve tağyîri câiz olmayacak şekilde lâzım bir vakıf oldu. “Fe-men beddelehû”.


Cerâ zâlike ve hurrire fî evâhiri Rebî‘ilâhir sene 970.


Şuhûdü’l-hâl: Ahmed b. Süleyman, Mehmed Çelebi b. Süleyman, Nasûh Bey b. Abdullah reisü’l-muhzırîn, el-Hâc Abdi b. Abdullah, İbrahim b. Mustafa, Abdi b. Ahmed, Ali Çelebi b. Ahmed