.:: İstanbul Kadı Sicilleri ::.


Balat Mahkemesi 2 Numaralı Sicil (H. 970 - 971 / M. 1563)
cilt: 11, sayfa: 318
Hüküm no: 519
Orijinal metin no: [91b-1, Arapça]
Bu defter İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı ve İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) ortaklığı ile hazırlanmıştır.


Sinan Ağa b. Abdurrahman’ın vakfiyesi

Râcilin kâtibi umdetü’l-ekârim ve’l-a‘yân Sinan Ağa b. Abdurrahman meclis-i şer‘-i şerîf ve mahfil-i dîn-i münîfde hâzır olup niyet-i hâlisa ve taviyye-i sâfiye ile Kadırga Limanı kurbunda vâki‘ Dizdâr-zâde mahallesinde kâin olan ve kendisi tarafından yaptırılan mescidin mesârifi için, işbu vakıf ikrârının kendisinden sudûruna mâliki olduğu ve taht-ı tasarrufunda bulunduğu bir kısmı diğerine bitişik olan ve bir tarafdan tarîk-i âm ve tarîk-i hâs, diğer tarafdan bevvâb Mahmud b. Abdullah mülkü, bir cânibden terzi Süleyman b. Abdullah mülkü ve cânib-i âhardan da aşçı Ahmed b. Abdullah mülkü ile mahdûd olan on tahtânî ve on bir fevkānî odayı vakfedip hapsettiğini ikrâr ve itirâf etti. Yine Kadırga Limanı kurbunda vâki‘, merhûm Yahya Paşa mektebi karşısındaki, taraf-ı selâsesi tarîk-i âm ve cânib-i âharı Mehmed b. Abdullah mülkü ile mahdûd olan, üzerinde beş oda bulunan altı dükkânın tamâmını vakfetti. Yine mahmiye-i merkūme mahallâtından İshak Paşa mahallesinde vâki‘, dâhili ve hâricî avlulu, aralarında ve yanlarında iki selâmlık bulunan tahtânî iki beyti, hamamı, fırını, su kuyusunu müştemil dâhili avluyu, altında ahır bulunan fevkānî bir beyti müştemil olan hâricî avluyu hâvî bulunan, bevvâb Bâli Bey b. Abdullah mülkü, silahdâr Hüseyin Bey b. Abdullah mülkü, riyâset-i ıstabl-ı âmire’den mütekāid Ahmed Bey b. Abdullah mülkü, kâtib Hasan Bey mülkü ve Hâcce Hâtun mülkü ile mahdûd bulunan cemî‘ menzilini vakfetti. Birisinde, odanın ecr-i misli yevmî bir akçeden az olursa her gün akşam namazından sonra mülk sûresini okuması kaydıyla imâmın, diğerinde her gün sabah namazından sonra bir cüz’ okuması kaydıyla müezzinin oturacağı, câmi‘-i mezbûre bitişiğindeki iki oda hâricindeki odaların ve dükkânların yevmî bir akçe ile kirâya verilmesini şart etti. Rıbhdan hâsıl olan meblağdan yevmî dört akçeyi mescid-i mezbûrda imâm olacak kimesneye ta‘yîn etti; imâma ayrıca her gün sabah namazlarından sonra Yâsîn sûresini kırâ’at etmesi kaydıyla bir akçe ta‘yîn etti. Yevmî iki akçeyi mescid-i mezbûrda müezzin olacak kimesneye şart etti. Mescid-i mezbûrun açılıp kapatılması ve sâir lüzûmlu husûslar için yevmî bir akçe ta‘yîn etti. Mescid-i mezbûrda sabah namazlarından sonra Kur’ân-ı azîmden birer cüz’ tilâvet edicek sâlih kārîlere yevmî bir akçe ta‘yîn etti. İmâmın ve müezzinin onlarla birlikte okumasını şart etti. Cüz’ vazifelisinin ücretinin her ay beş akçe olmasını şart etti. Mescid-i mezbûrda her gün ikindi namazından sonra Necm sûresini okuyacak kimesneye yevmî bir akçe ta‘yîn etti. Her sene iki altını her birisiyle mescid-i mezbûrda leyâlî-i şerîfede yakılmak üzre bal mumu iştirâ edilmesine ta‘yîn etti. Yevmî üç akçeyi vakf-ı mezbûra mütevellî olacak kimesneye ta‘yîn etti. Mesârif-i merkūmeden artan kısmı keyfe mâ yeşâ tasarruf etmek üzre müddet-i hayâtınca kendisine ta‘yîn etti. Vefâtından sonra ise ziyâdenin mescid-i mezbûrun hasırına, kandillerine, avizesine, kandil yağına ve sâir levâzımâtına sarfedilmesini şart etti. Her sene başında, imâm, müezzin ve sâir mürtezikanın huzûrunda mütevellînin muhâsebesinden sonra artan meblağın zabtedilmesini ve altın ve gümüş cinsi rehn-i kavî ile vech-i meşrûh üzre muamele edilmesini şart etti. Mu‘amelenin senede ona on bir rıbh üzre yapılmasını şart etti. Rıbhdan hâsıl olan mikdârın hıfz edilip asl-ı mâla eklenmesini ve aynı şekilde muamele yapılmasını şart etti. Meblağ on bin akçe ve fazlasına vâsıl olursa zevâ’idin kabâ ve kumaş iştirâsına sarf edilmesini ve bunların bayram günleri fukarâya tasadduk edilmesini şart etti. Meblağ-ı merkūmun evkāf-ı mezbûrenin rakabesi için mahall-i mahfûzda hıfz edilmesini şart etti. Râciline kâtib olanların hasbî nâzır olmalarını şart etti. (92a-1) Tevliye, tebdîl, tağyîr, taklîl ve teksîri, erbâb-ı vezâifi azl ve nasbı ve sâir tasarrufât-ı şer‘iyyeyi müddet-i hayâtınca kendisine şart etti. Kendisinden sonra sadece tevliyeyi evlâdının en sâlihine, sonra nesilleri kesilinceye kadar evlâd-ı evlâdının en sâlihine şart etti. Sonra âzatlı kölelerinin en sâlihine, sonra nesilleri kesilinceye kadar âzatlı kölelerinin evlâdının en sâlihine şart etti. Nesilleri kesilince, hâkimin, mütedeyyin, sâlih, emîn ve geliri artıracak ve galleyi çoğaltacak bir kimesneyi nasb etmesini şart etti. Vâkıf-ı mezbûr, hâlis-i malından ifrâz edip ve mahz-ı menâlinden ayırıp dört bin akçesini de vakfetti ve meblağ-ı mezbûrun senede ona on bir rıbh üzre istiğlâl edilmesini şart etti. Mu‘amelenin vilâyet-i Rumeli’de vâki‘ Drama kasabasında mukīm olan kimesnelerle yapılmasını şart etti. Rıbhdan hâsıl olan mikdârdan her sene dört yüz akçenin kasaba-i mezbûrede vâki‘ câmi‘deki kürsüde va‘z edicek ve ikindi namazından sonra bir aşr-ı şerîf tilâvet edip sevâbını kasaba-i mezbûrede medfûn bulunan merhûm oğlu Mustafa Çelebi’nin rûhuna hediye edicek kimesneye ta‘yîn etti. Tilâveti de müddet-i hayâtınca, câmi‘-i mezbûrda müezzin olarak kaldığı sürece Süleyman Halîfe’ye, andan sonra orada müezzin olacak kimesneye şart etti. Her sene iki yüz akçeyi merhûm-i mezbûrun türbesinin ahvâline nazar edicek ve vakt-i hâcette meblağ-ı mezbûrun tamâmını sarf ederek ta‘mîr edicek câmi‘-i mezbûr kayyımına ta‘yîn etti. Bunu da câmi‘-i mezbûrda kayyımlık vazifesi sürdükçe Mevlânâ Muslihiddin Halîfe’ye, andan sonra yerine kayyım olacak kimesneye şart etti. Meblağ-ı mezbûr için tevliyeyi, câmi‘-i mezbûrda kayyım olacak kimesneye şart etti. Vâkıf-ı mezbûr, hâlis-i malından ifrâz edip ve mahz-ı menâlinden ayırıp râyicü’l-vakt üç bin akçesini de vakfetti. Mu‘amelenin Hayrabolu kasabasında mukīm olan tüccâr ile yapılmasını şart etti. Meblağ-ı mezbûrun senede ona on bir rıbh üzre istiğlâl edilmesini şart etti. Mu‘amelenin rehn-i kavî ve kefîl-i melî-i bi’l-mal ile yapılmasını şart etti. Rıbhdan hâsıl olan mikdârın, diyânet ve sıyâneti ile ma‘rûf olan mütevellî indinde muhafaza edilmesini ve Hayrabolu kasabası tevâbi‘inden Çonkara karyesinde vâkıf-ı mezbûrun inşâ ettiği binânın ta‘mîrine ve su yolunun ıslâhına sarf edilmesini şart etti. Mesârif-i merkūmeye sarfı mümkün olmazsa meblağ-ı mezbûrun tamâmının fukarâya sarf edilmesini şart etti. Vâkıf-ı mezbûr sonra meblağın tamâmını, vakfın sıhhat ve lüzûmunun tescîli ve tekmîli maksadıyla mütevellî nasb ettiği Keyvan b. Abdullah’a teslîm etti O da tesellüm edip sâir vakıf mütevellîleri gibi tasarruf etti. Mütevellî-i merkūm, vâki‘ ikrârı vicâhen ve şifâhen tasdîk etti. Vakıf muamelesi tamamlandığında vâkıf-ı mezbûr, vakf-ı akārın İmâm-ı A‘zam Ebû Hanîfe indinde adem-i lüzûmuna ve eimme-i selâse indinde vakfiyye-i nukūdun butlânına istinâden evkāf-ı mezbûreden rücû‘ etti ve mütevellî-i mezbûr elinde bulunan meblağı ve rıbhdan hâsıl olan ecr-i misilden ziyâdenin istirdâdını taleb etti. Hâkim huzûrunda murâfa‘a olunduklarında mütevellî-i mezbûr imâmeyn-i hümâmeyn indinde mütevellîye teslîmden sonra vakf-ı akārın sahîh olduğunu ve Ensârî’nin rivâyetine göre İmâm Züfer katında da vakf-ı nukūdun sahîh olduğunu söyledi. Hâkim cânibeynin kelâmına bakıp vakıf cânibinin kelâmını evlâ ve ercah telakkî etti ve akār-ı mezbûrun ve meblağ-ı mastûrun vakfiyetinin sıhhatine hükmetti ve mütevellî-i mezbûrun zimmetinin ecr-i misilden zâid olan kısım için zamândan berâetine karâr verdi. Vâkıf-ı mezbûr bu def‘a “İmâm Züfer katında nakid vakfı sahîh ise de sıhhat lüzûmu îcâb ettirmez.” diyerek talebini tekrar etti. Mütevellî “Vakfın sıhhatine hükmedilmesi, İmâm Züfer indinde lüzûmu ifâde etmezse de İmâmeyn indinde lüzûm ifâde eder.” diyerek hâkimden imâmeyn kavline tevfîkan hüküm taleb etti. Hâkim-i mûmâ ileyh de evkāf-ı mezbûrenin sıhhatine ve lüzûmuna hükmetti. Böylece kimesne için tebdîl ve tağyîri câiz olmayacak şekilde vakıf hâline geldi. “Fe-men beddelehû”. Ve ecru’l-vâkıf ale’l-hayyi’l-kerîm.


Cerâ zâlike ve hurrire fî evâhiri âhiri’r-rebî‘ayn sene seb‘în ve tis‘a mie min hicreti men lâ nebiyye ba‘deh


Şuhûdü’l-hâl: Ahmed b. Süleyman, Mehmed b. Süleyman, Ahmed b. Mustafa, Ali Çelebi b. Ahmed, Rüstem b. Abdullah, Mehmed b. Ahmed