.:: İstanbul Kadı Sicilleri ::.


Eyüb Mahkemesi (Havass-ı Refia) 3 Numaralı Sicil (H. 993 - 995 / M. 1585 - 1587)
cilt: 22, sayfa: 197
Hüküm no: 311
Orijinal metin no: [34a-2]
Bu defter İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı ve İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) ortaklığı ile hazırlanmıştır.


Mehmed Bey b. Hüseyin’in yaptırdığı mescid için üç dükkân ile bir berber ve bir bakkal dükkânlarını vakfettiğine dâir vakfiyesi

Elhamdü lillâhi rabbi’l-âlemîn ve’s-salâtü ve’s-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ecma‘în. Ammâ ba‘d işbu sahîfe-i şer‘iyye ve nemîka-i enîka-i mer‘iyye bu vakfiye-i celiyyeden sırr[ı] iş‘âr ve dakīka-i seniyyeden ihbâr eder ki her âkile lâzım ve her akl-ı kül lüzûmuna câzimdir ki bi-kadri’t-tâkati’l-beşeriyye tahsîl-i sıfât-ı safiyye ve kudsiyye ve tekmîl-i simât-ı seniyye-i ünsiyyede sarf-ı makdûr ve bezl-i meysûr eyleyip hâl-i hayâtında me’âl-i memât ve mî‘âd-ı me‘âdı tefekkür edip i‘dâd-ı zâdı tedbîr eyleye ve hâl-i kudret ve kuvvetinde devlet-i ‘âcile-i fâniyyeyi sa‘âdet-i âcile[-i] bâkiyeye vesîle eyleyip sa‘âdet-i dâreyn ile mu‘azzez ve mükerrem ola. Binâen alâ zâlik ukalâ’-i mebrûre silkine sâlik olan neşâ-i berât-ı amîme ve meşî’-i hayrât-ı azîme işbu mecelle-i şer‘iyyenin hâfızı ve vesîka-i mer‘iyyenin sâhibi râgıbü’l-hayrât ve’l-hasenât tâlibü rızâ’i’r-rahmân fahrü’l-akrân mu‘temedü’l-erkân Mehmed Bey b. Hüseyin min zümreti’l-hâmiyîn bi’l-atebeti’l-aliyyeti’s-sultâniyye ve’s-süddeti’s-seniyyeti’l-hâkāniyye -edâmallâhu te‘âlâ tevfîkahû ve ce‘ale’t-takvâ zâdehû- ve refîk-ı hadîka-i nefs-i nefîse-i kudsiyye ve ravza-i akliyye-i seniyyelerinde Hazret-i rabbü’l-izzetden vâsıl olan atâyâ-yı celiyye ve mevâhib-i aliyye “ve in te‘uddû ni‘metallâhi lâ tuhsûhâ [Eğer Allah’ın nimetlerini saymak isteseniz sayamazsınız.] “ vefkince bir addile ma‘dûd ve bir haddile mahdûd olmak mertebesinden dûr idiği zâhir ve rûşen ve şükrüne sa‘at müyesser ve mukadder değil idiği mu‘ayyendir lâkin “mâ indeküm yenfedü ve mâ indellâhi bâkin [Sizin yanınızdakiler tükenir, Allah katındaki ise bâkīdir.]” mefhûm-ı şerîfi zihn-i latîf-i pâk-i şerîfetü’l-idrâklerine münsâk olan “[ve] ahsin kemâ ahsenallâhu ileyke [Allah’ın sana ihsân ettiği gibi sen de ihsân et.]” masdûkunca inân-ı azîmetleri teksîr-i hayrâta masrûf ve tevfîr-i meberrâta ma‘tûf olmağın hasbeten lillâhi te‘âlâ ve haseneten li-rûhi resûlihî olmağla mahrûse-i İstanbul’da Toklu Dede mahallesinde vâki‘ olup lede’l-ahâlî sâhibine intimâ ile tahdîd ve ta‘yînden ganî olan mülk menziline muttasıl olup bir tarafından menzil-i mezbûr ile ve bir tarafından Hasan Ağa vakfı ile ve bir cânibinden Abdurrahman Efendi vakfı ile ve bir tarafından tarîk-i âm ile mahdûd olan üç bâb dükkânlarını ve mahrûse-i mezbûre ebvâbından Hazret-i Ebâ Eyyûb el-Ensârî kapısı demekle ma‘rûf olan kapı hâricinde vâki‘ kendiler binâ eylediği mescid-i şerîf ve menba‘-ı latîf ve mescid-i merkūmun tahtında vâki‘ olup Ayasofya-i kebîr evkāfı’ndan mukāta‘alı arz üstünde binâ olunan birbirine muttasıl bir berber dükkânı ve bakkal dükkânı vakf ve habs eylediklerinden sonra şöyle şart eylediler ki zikr olunan dekâkîn icâre-i mu‘tâde ile icâreye verilip icâresi ber muktezâ-yı şer‘-i mutahhar ve müsted‘â-yı dîn-i münevver cem‘ ve zabt olunup mesârif-i âtîye-i mu‘ayyene ve mesâlih-i cânibe-i ...şeye? sarf oluna ve şöyle şart eylediler ki [34b] mescid-i mezbûre-i şebîh-i beyt-i ma‘mûrda ber şurût ve erkân salât ...? (...) imâm olup yevmî altı akçeye mutasarrıf ola ve bir salâh …? ile ma‘rûf olan (...) müezzin olup evkāt-ı hamsede te’zîne muvâzabet edip vazîfe-i yevmiyesi bir akçe ola ve kayyımlık hizmeti mezbûr müezzine meşrût ola. Ve şart eylediler ki her kim mezbûra kapıcı olursa vakf-ı mezbûra nâzır olup yevmî bir akçeye mutasarrıf ola. Ve zikr olunan vezâyifden bâkī kalan meblağ mezbûrun, termîmi ve lâzım olursa tecdîdi için mütevellî yedinde hıfz olunup lâzım olursa harc u sarf oluna ki meremmeti te’hîr olunmak ile şey’-i yesîr harc-ı kesîre muhtâc olmaya. Ve kendiler mâdem ki kayd-ı hayâtda olalar tevliyyet-i vakf ve tebdîl ve tağyîr merreten ba‘de uhrâ helümme cerran ve sâir tasarrufât-ı şer‘iyye yedlerinde olup kimesne mâni‘ ve müzâhim olmaya. Ve kendi “yâ eyyetühe’n-nefsü’l-mutmainne irci‘î ilâ rabbiki râziyyeten marziyyeten [Ey huzûra eren nefis, sen rabbinden hoşnûd, rabbin de senden hoşnûd olarak rabbine dön.]” nidâsına icâbet edip dâr-ı bekāya rıhlet ettikde mahalle-i mezbûre ahâlîsi muhtârları olan kimesne vakf-ı mezbûra mütevellî olup vazîfe-i yevmiyesi iki akçe ola vâkıf-ı mezbûr -en‘ame aleyhi’l-melikü’ş-şekûr- bu zikr olunan mevkūfâtı tafsîl-i mezkûr üzre vakf edip ve vech-i meşrûh üzre şerâit beyân buyurduklarından sonra fahrü erbâbi’l-aklâm İbrahim Bey b. Mehmed nâm kimesneyi li ecli’t-tescîl ve’t-tekmîl mütevellî nasb edip ana teslîm eylediler. Lüzûm-ı tamâm-ı esnâf-ı evkāf lühûk-ı hükm-i hâkimi’l-vakte mevkūf ve rüsûm-ı ihkâm-ı ahkâm-ı ecnâs-ı ahbâs tenfîz-i kadıya ma‘tûf olup bi-hasebi’ş-şer‘i’l-kavîm ve bi-mukteza’d-dîni’l-müstakīm i‘lâm ile’l-kadı emr-i lâzım ve ikrâr inde’l-hâkim şey’-i mütehattim olmağın vâkıf-ı sâlifü’z-zikr ve’s-sıfât -tekabbellallâhü te‘âlâ külle mâ sadare minhü mine’l-a‘mâli’s-sâlihât ve’l-hayrât- vakf-ı mezbûru teslîm ve tesbîlini tescîl için mütevellî nasb olunan mezbûr İbrahim Bey mahzarında vech-i meşrûh-ı meşrû‘ üzre meclis-i şer‘-i şerîfde ikrâr ve i‘tirâf edip ve mütevellî-i mezbûr dahi bi’l-muvâcehe tasdîk ettiğinden sonra vâkıf-ı mezbûr vakf-ı meşrûhundan rücû‘a şürû‘ edip eyitdi ki: Kıdve-i eimme-i dîn ve umde-i ulemâ’-i yakīn Ebû Hanîfe hazretleri katında vakf-ı mezbûrun adem-i lüzûmu mu‘ayyen olup rücû‘u câiz ve râci‘i? emr-i şer‘den gayr-ı mücâviz olmağın vakf-ı mezbûrdan rücû‘ ettim ve silk-i mülküme kemâkân idhâl ettim deyû mütevellî-i mezbûrdan istircâ‘ ve istirdâd ettikde mütevellî-i mesfûr cevâb[ın]da imâmeyn-i hümâmeynin katlarında vakfa lüzûm lâzımdır deyû sadr-ı kitâbda tevkī‘-i refî‘i vâki‘ olan hâkime mürâfa‘a olup hüküm taleb ettikde hâkim-i müşârün-ileyh -ecrallâhü’l-hakka beyne yedeyh- tarafeynin kelâmını ısgā ve cânibeynin merâmını istiksâ ettikden sonra vakıfda olan muhâlefât-ı müctehidîne vâkıf ve burhânlarına âlim ve ârif iken cânib-i lüzûm-ı vakfı evlâ ve ma‘mûlün bih olmak mâ aleyhi’l-fetvâ olmağın sıhhat-i vakfa ve lüzûmuna hükmedip tescîl etti, hükmen sahîhan şer‘iyyen ve tescîlen sarîhan mer‘iyyen. Pes akārât-ı merkūme vakf-ı lâzım-ı müseccel kabîlinden olup min ba‘d naks ve nakzına mecâl muhal ve ibtâl ve tağyîri mümteni‘ü’l-ihtimâl oldu “fe-men beddelehû ba‘de mâ semi‘ahû fe-innemâ ismuhû ale’llezîne yübeddilûnehû inna’llâhe semî‘un alîm [Kim bunu işittikten sonra değiştirirse anın günâhı değiştirenlerin üzerinedir, Allah mutlak işitendir, bilendir.]” ve ecrü’l-vâkıfı ale’l-hayyi’l-cevâdi’l-kerîm. Ve alâ hâzâ vaka‘al-işhâd ve’t-tahrîr fî evâhiri evveli’r-Rebî‘ayn li sene tis‘în ve tis‘în ve tis‘a mi’e.


Şuhûdü’l-hâl: Kıdvetü’l-emâcid ve’l-ekârim Cafer Ağa b. Abdüddâim, zübdetü’l-kuzât ve’l-hükkâm Mehmed Çelebi Efendi eş-şehîr bi-Dedezâde, fahrü’l-mülâzımîn İsâ Efendi b. Hasan el-Kâtib, el-Hâc Halil b. Mehmed, Cafer Bey b. Abdullah, Ali b. Cafer, Mevlânâ Mahmud b. Kasım el-İmâm, Ahmed b. Perviz, Mustafa b. Abdullah, Hasan b. Abdullah, Sâlih b. Şemseddin Muharrirü’l-hurûf ve gayruhüm mine’l-hâzırîn