|
Eyüb Mahkemesi (Havass-ı Refia) 37 Numaralı Sicil (H. 1047 / M. 1637 - 1638) cilt: 25, sayfa: 383 Hüküm no: 492 Orijinal metin no: [80a-1] Bu defter İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı ve İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) ortaklığı ile hazırlanmıştır.
Mustafa Ağa b. Süleyman’ın para vakfiyesi
Hamd-i müebbed ve şükr-i muhalled ol vâkıf-ı zamâyir ve kâşif-i serâyir hazretlerinin dergâh-ı izzet destgâhına ref‘ olunur ki Hallâk-ı âlem ve rezzâk-ı benî âdemdir ve dürûd ü selâm ol seyyid-i enâm ve seyyid-i havâss u âm hazretlerinin merkad-i münevver ve meşhed-i mu‘attarlarına ihdâ olunur ki şefî‘-i usât-ı ümmet ve kıble-i erbâb-ı himmetdir ve âl ü evlâd ve ashâb ü ahbâb-ı zevi’l-ihtirâmın merâkid-i aliyyelerine îsâr olunur ki her biri tarîk-i hayrâta dâ‘î ve hasenâta sâ‘îdir -rıdvânullâhi te‘âlâ aleyhim ecma‘în ve ba‘dehû işbu kitâb-ı hâlî ani’l-irtiyâb ketb ve tahrîre dâ‘î ve bu sakk-i ârî ani’ş-şekki tesvîd ve tastîre bâ‘is ve bâdî budur ki sâbıkan kasabbaşısı olup mahmiye-i İstanbul’da Küçük Ayasofya kurbunda sâkin olan kıdvetü’l-emâsil ve’l-akrân Mustafa Ağa b. Süleyman tarafından vakf-ı âti’z-zikri tescîle vekîl olup hasm-ı câhid mahzarında Hüseyin Çelebi b. Ali ve Yusuf Çelebi b. Mustafa şehâdetleri ile şer‘an vekâleti sâbite olan es-Seyyid Hüseyin Efendi b. Mehmed meclis-i şer‘-i hatîr-i lâzımü’t-tevkīrde merkūm Mustafa Ağa vakf-ı âti’l-beyâna li ecli’t-tescîl mütevellî nasb eylediği Mustafa Efendi b. Mehmed mahzarında bi’l-vekâle ikrâr-ı sahîh-i şer‘î ve i‘tirâf-ı sarîh-i mer‘î edip müvekkilim mezbûr Mustafa Ağa târih-i kitâbdan bir sene mukaddem hasbeten lillâh ve taleben li rızâ’ihî atyeb-i malından yirmi dört bin nakd-i râyic fi’l-vakt fıddî akçeyi mümtâz ve li ecli’l-vakf ihrâc ve mütevellî-i mezbûre teslîm edip şöyle şart eylemişdi ki istiğlâl ve istirbâh olunup rehn-i kavî ve kefîl-i melî yahud ikisinden biri olmayınca kimesneye verilmeyip ve bi’l-cümle mazanna-i ziyâ‘-ı mâl olan kimesneler ile mu‘âmele olunmayıp bi fazli’llâhi te‘âlâ hâsıl olan galle yed-i mütevellîde müctemi‘ olup medîne-i hazret-i Ebî Eyyûb el-Ensârî -radiye anhu Rabbühü’l-Bârî-’de vâki‘ merhûm Çavuş Kasım câmi‘-i şerîfinde her kim hatîb olursa yevmî üçer akçe vazîfe verilip mukābelesinde Cum‘a günü mahfilde sâir devirhân ile devr okuya ve yine câmi‘-i mezbûrda her kim imâm olursa yevmî ikişer akçe vazîfe verilip mukābelesinde ba‘de salâti’l-fecr mihrâbda Sûre-i Yâsîn-i şerîf tilâvet ede ve huffâz-ı Kur’ân-ı azîmü’ş-şândan dahi iki nefer kimesneye yevmî birer akçe vazîfe verilip mukābelesinde Cum‘a günü mahfilde devr okuyalar ve câmi‘-i mezbûrda her kim mu‘arrif olursa yevmî bir akçe vazîfe verile ve câmi‘-i mezbûrda evkāt-ı hamsede her kim müezzin olursa ve yevm-i Cum‘a’da dahi her kim salâ müezzini olursa yevmî birer akçe vazîfe verile ve müvekkil-i mezbûr hayâtda oldukça vakfına mütevellî ola, ba‘de vefâtihî mürtezika-i vakıfdan birisi re’y-i hâkim ile hasbî mütevellî ola dedikde vekîl-i mezbûru sâdır olan cemî‘ kelimât-ı meşrûhasında mütevellî-i merkūm Mustafa Efendi bi’l-muvâcehe tasdîk ve nehc-i mastûr üzre meblağ-ı merkūmu târih-i kitâbdan bir sene mukaddem vakfiyyet üzre kabz eylediğini bi’l-müşâfehe tahkīk edip emr-i vakf ve teslîm ikmâl ve tetmîm olundukdan sonra vekîl-i müşârün-ileyh vakf-ı mezbûrdan rücû‘ ve mukaddemât-ı nizâ‘a olundukdan sonra vekîl-i müşârün-ileyh vakf-ı mezbûrdan rücû‘ ve mukaddemât-ı nizâ‘a şürû‘ edip vakf-ı derâhim ve denânîr eimme-i selâse-i nehârîr re’y-i münîrleri ve mezheb-i hatîrlerinde bâtıl ve ana müteferri‘ olan şurût ve kuyûd dahi hilye-i sıhhatden âtıldır ve mütevellî-i mezbûrun bir senede vazîfe-i tevliyyet deyû aldığı üç yüz altmış akçenin yüz altmış akçesi ecr-i mislinden zâyid olmağla lâzımü’l-istirdâddır, binâen-aleyh asl-ı mâl-ı mezbûr mütevellî-i merkūmun ziyâde aldığı mikdâr-ı mesfûruna müvekkil-i mezbûre red olunmak taleb ederin dedikde mütevellî-i mezbûr dahi ba‘de’l-istintâk cevâb verip fi’l-hakīka vakf-ı mezbûr inde’l-eimmeti’s-selâse hilye-i sıhhati fâkıd ve meblağ-ı mezbûr ecr-i mislinden zâyiddir, lâkin vakf-ı nukūd ve zımnında olan şurût ve kuyûd imâm-ı mu‘teber ve hümâm-ı cennet-makar Hazret-i İmâm Züfer -nevverallâhu medce‘ahû bi’l-miski’l-ezfer-den dâric-i medâric-i rahmet-i Bârî merhûm İmâm Ensârî rivâyeti üzre sahîh ve câiz ve şeref-i sıhhati hâiz olup fî zamâninâ kuzâti’l-İslâm ve vülât-ı enâm ol rivâyet üzre hükme müvellâ oldukları tuğrâ-yı garrâ-yı sultânî -dâme medârü’l-emni ve’l-emânî- ile muhallâ olan menşûrlarında müsarrah [80b] ve mastûrdur deyû redden imtinâ‘ ve husûmet ve nizâ‘ edip sadr-ı kitâbı tevkī‘-i müstetâbı ile muvakki‘ olan hâkim-i hâsim hazretlerinin huzûr-ı pür-hubûrlarında vâkı‘a olup her biri mübtegāsınca zuhûr-ı hükme müterakkıb olduklarında, hâkim-i hayyiz ve habîr -sehhelallâhü te‘âlâ aleyhi külle usrin- temhîd-i kavâ‘id-i hayrı evlâ görüp alâ re’yi’l-imâmi’l-mesfûr sıhhat-i vakf-ı mastûre hükm ettiklerinden sonra vekîl-i müşârün-ileyh inân-ı kelâmını semt-i âhara âtıf olup eğerçi hükm-i mezbûr ile vakfa sıhhat hâsıl olur, lâkin ol mikdâr ile bâb-ı rücû‘ münsed olmaz zîrâ sıhhat-i vakf-ı nukūd yine imâm-ı ma‘hûd katında lüzûmu îcâb ve devâm-ı te’bîdi istîcâb eylemez deyip tekrâr istirdâd edicek mütevellî-i merkūm i‘âde-i kelâm edip eğerçi sıhhat-i vakf-ı mastûr re’y-i imâm-ı mezbûr üzre lüzûm ve te’bîdden ârîdir lâkin hükm-i hâkim-i ârif mahall-i ictihâda mesârif olıcak ol hüküm bi’l-icmâ‘ nâfiz ve mübrem olur. Binâen-aleyh hükm-i mezbûr ile sıhhat-i vakf-ı nukūd-ı mezkûr sâir eimmenin mezheblerine şâyeste ve sıhhati müttefekun-aleyhâ olup imâmeyn-i hümâmeyn mezheb-i hatîrlerinde ise sıhhat lüzûmu müstelzim olmağın re’y-i imâmeyn-i hümâmeyn üzre vakf-ı nukūd-ı mezbûrenin lüzûmuna dahi hükm taleb ederin deyicek hâkim-i müşârün-ileyh lâ-zâlet müşârün-ileyh hazretleri lüzûm-ı vakf-ı mezbûra dahi hükm edip hükm-i sâbıkını ihkâm ve kazâ-i lâhıkın itmâm buyurmağla kat‘-ı nizâ‘ edip vakf-ı mezbûr alâ cemî‘i’l-mezâhib sahîh ve lâzım olup min ba‘d naks ve nakza mecâl muhâl ve tağyîr ve tebdîli adîmü’l-ihtimâl oldu. Fe-men beddelehû ba‘demâ semi‘ahû fe-innemâ ismuhû ale’llezîne yübeddilûnehû inna’llâhe semî‘un alîm ve ecrü’l-vâkıfi alâ hayyi’l-kerîm. Cerâ zâlike ve hurrire fi’l-yevmi’l-hâmis aşer min Zilka‘deti’ş-şerîfe li sene seb‘a ve erba‘în ve elf.
Şuhûdü’l-hâl: Fahrü’l-eimme Ömer Efendi b. el-merhûm Abdülkādir Efendi, Fahrü’l-hutebâ Abdullah Efendi b. el-merhûm Abdülkādir Efendi, es-Seyyid Mehmed Efendi b. es-Seyyid Mustafa, Mustafa Çelebi b. Ali, Ali Efendi b. Mustafa, Ali Çelebi b. Yusuf Beşe b. Abdullah er-Râcil, Mehmed Beşe er-Râcil, Derviş Çelebi b. Ali er-Râcil, Receb Efendi b. Abdi, Yakub b. Çelebi b. Kurd ve gayruhüm.
|