|
Galata Mahkemesi 20 Numaralı Sicil (H. 1005 - 1007 / M. 1596 - 1599) cilt: 35, sayfa: 301 Hüküm no: 387 Orijinal metin no: [56a-1] Bu defter İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı ve İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) ortaklığı ile hazırlanmıştır.
Cafer Bey’in kurduğu vakıftan fakirliği sebebiyle döndüğü
Mahmiye-i Galata hâricinde vâki‘ Kulaksız mahallesi sâkinlerinden Yasemin bt. Abdullah nâm hâtun meclis-i şer‘-i şerîf-i lâzımü’t-tevkīrde işbu sâhibü’l-kitâb zevci olup zümre-i cebeciyândan Cafer Bey b. Abdullah muvâcehesinde takrîr-i da‘vâ edip bundan akdem mezbûr Cafer Bey mahalle-i mezkûrede vâki‘ iki tarafı Nakkaş Mahmud mülküne bir tarafı Mihriban Hâtun mülküne bir tarafı tarîk-i hâs ile mahdûd olan iki beyt-i süflî ve kenîfi ve muhavvata-i zât-ı eşcâr-ı müsmire ve gayr-ı müsmireyi müştemil menzilini cümle malından ifrâz ve imtiyâz kılıp sene dokuz yüz doksan üç Ramazân-ı mübârekesinde mâ dâme ki hayâtda olam evvelâ kendi nefsime vakf olsun ve civâr-ı rabb-i izzete intikālimden sonra zevcem merkūme Yasemin’e ve ondan sonra ulemâ ve sulehâdan bir kimesne sâkin olup mukābelede her gün bir sûre-i Yâsîn ve bir Fâtihatü’l-kitâb okuyup sevâbını vâkıf rûhuna bağışlaya deyû vakf etmişdi hâlen vakf-ı mersûmdan rücû‘ eylemiş suâl olunup mûcebin taleb ederim dedikde gıbbe’s-suâl merkūm Cafer Bey cevâb verip eğerçi menzil-i mezbûru minvâl-i meşrûh üzre vakf eyledim ve lâkin rücû‘ ve tebdîl ve tağyîrini kendi elimde olmak üzre şart etmiş idim hâlen fakīr ve pür-münhanî olup kâr u kisbe adem-i kudretim olduğu cihetden vakfiyetten rücû‘ ettim dedikde fi’l-vâki‘ mezkûr Cafer Bey’den kavl-i meşrûhuna mutâbık ahâlî-i mahalleden ve gayrıdan birkaç kimesne taleb olundukda mahalle-i mezbûre ahâlisinden el-Hâc Ali Reis b. Abdullah ve Yusuf Beşe b. Abdullah er-Râcil ve hâric-i mahalleden Atâullah Bey b. Abdullah nâm sarrâc-ı sultânî ve Mustafa Bey b. Abdullah nâm cündî meclis-i şer‘-i şerîf-i lâzımü’t-tevkīrde hâzırûn olup şöyle dediler ki fi’l-hakīka mezkûr Cafer Bey bundan akdem menzil-i mersûmu vech-i meşrûh üzre vakf eyledi ve lâkin rücû‘ ve tebdîl ve tağyîri kendi elinde olmak üzre şart eylemiş idi hâlen fakīr ve pür-münhanî ve amel-mânde ve kâr ve kisbe adem-i kudreti olup ve mâl-ı kısmetinden dahi menzil-i mesfûrdan gayrı bir nesnesi olmadığı mukarrer ve muhakkakdır deyû haber verdiklerinde mezbûrûnun ihbârı üzre mecmû‘a-i fetâvâda tahrîr olunan ve bi şarti’r-rücû‘ fe-lehû zâlike ve illâ fe-lâ mes’ele-i şerîfe muktezâsı üzre rücû‘una izn verilip mâ vaka‘a alâ vukū‘ihî ketb olunup yed-i tâlibe vaz‘ olundu ki vakt-i hâcetde mübeyyin-i hâl ola. Tahrîren fî evâhiri şehri Şevvâli’l-mükerrem min şühûri sene sitte ve elf.
Şuhûdü’l-hâl: Receb b. Abdullah, Hüsrev b. Abdullah, Mustafa b. Ali, Mehmed b. Yusuf, Mustafa b. Ramazan, Mehmed b. Derviş ve gayruhüm
|