.:: İstanbul Kadı Sicilleri ::.


Galata Mahkemesi 90 Numaralı Sicil (H. 1073 - 1074 / M. 1663)
cilt: 40, sayfa: 178
Hüküm no: 197
Orijinal metin no: [26a-1, Arapça]
Bu defter İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı ve İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) ortaklığı ile hazırlanmıştır.


Dilber Hâtun’un evini vakfettiği

Âti’z-zikr vakfiye ve şurûtu huzûrumda vuzûh bulup tebeyyün etmişdir. Ben de asl-ı vakfın ve şurûtunun husûsan ve umûmen lüzûmuna vech-i muharrer üzre hükm ettim. Galata ve Havâss-ı Kostantıniyye kadısı el-fakīr Abdullah b. Lütfullah. -ufiye anhümâ-. Elhamdülillâhi ve’s-salâtü alâ nebiyyihî ve alâ âlihî ve eshâbih. Ammâ ba‘d, işbu mazmûnunda vakıf ikrârından bahseden sahîh ve şer‘î bir hüccetdir. Dâhil-i mahmiye-i Galata mahallâtından Bereketzâde mahallesinde sâkine olan Dilber Hâtun bt. Abdullah nâm hâtun meclis-i şer‘-i şerîf ve mahfil-i dîn-i münîfe hâzıra olup işbu vakıf ikrârının kendisinden sudûruna kadar sâhibi ve mâliki olduğu, elinde ve taht-ı tasarrufunda bulundurduğu, sâhilde vâki‘ Azebkapısı hâricinde kâin iki tarafdan Ayasofya-i kebîr vakfı, bir tarafdan deryâ ve diğer tarafdan da tarîk-i âm ile mahdûd bulunan, tûlü sekiz zirâ‘, arzı beş zirâ‘ mikdârındaki arz-ı hâliye içindeki menzilini niyet-i hâlisa ve taviyye-i sâfiye üzre hasbeten lillâhi’l-azîm ve taleben li merzâti rabbihi’r-rahîm yevme lâ yenfe‘u mâlün velâ benûn illâ men etallâhe bi kalbin selîm, haps edip vakf ettiğini ikrâr ve i‘tirâf eyledi. Sonra vakfiye şurûtunda tebdîl ve tağyîri ve tevliyyeyi evvelâ müddet-i hayâtınca kendisine şart etti. Kendisinden sonra ise Bereketzâde’nin binâ ettiği mahalle-i mezbûre mescidine imâm olacak kimesneye her gün dilediği bir vakit sûre-i Mülk’ü okuyup sevâbını rûhuna hediye etmesi üzre şart etti vâkıfe-i merkūme sonra menzil-i mezbûru tescîl maksadıyla mütevellî nasb ettiği imâm Şerefeddin b. Nurullah nâm kimesneye teslîm etti. O da tesellüm eyledi vâki‘ ikrâr, mütevellî-i merkūm tarafından bi’l-muvâcehe tasdîk edildi. Hâl bu minvâl üzre iken vâkıfe-i mezbûre, İmâm-ı A‘zam ve hümâm-ı akdem Ebû Hanife el-Kûfî’nin vakf-ı akārın adem-i lüzûmu ictihâdına mütemessiken vakf-ı mersûmundan rücû‘ edip mülkiyyetine i‘âdesini taleb etti. Mütevellî-i mezbûr ise ba‘zı eimme-i müctehidîn -rıdvânullâhi te‘âlâ aleyhim ecma‘în- indinde vakf-ı akārın lâzım olduğunu ifâde ve mu‘âraza edip redden imtinâ‘ eyledi. Muhâsama edip hâkim-i muvakki‘ a‘lâ hâze’l-kitâb huzûrunda murâfa‘a olunduklarında hâkim-i mûmâ-ileyh mütevellî cihetinin re’yini evlâ ve ercah gördü ve eimme-i ihtiyârın -aleyhim rahmetullâhi’l-meliki’l-gaffâr- kavli üzre vakf-ı mezbûrun ve mazmûnundaki şurût ve kuyûdun umûmen ve husûsen sıhhatine ve lüzûmuna hükm etti. Menzil-i mezbûr bu sûretle tebdîl ve tağyîri bi vechin mine’l-vücûh ve sebebin mine’l-esbâb câiz olmayacak şekilde lâzım bir vakıf hâline geldi. “Fe-men beddelehû ba‘de mâ semi‘ahû fe-innemâ ismuhû ale’llezîne yübeddilûnehû vallâhu semî‘un alîm” ve ecrü’l-vâkıfı ale’l-cevâdi’l-kerîm. Cerâ zâlike ve hurrire fi’l-yevmi’s-sânî mine’l-Muharremi’l-harâm sene seb‘a ve seb‘în ve tis‘a mi’e.


Şuhûdü’l-hâl: Mehmed Çelebi b. Şeyh Mehmed, Ahmed b. Abdullah, Keyvan b. Abdullah, el-Hâc Karagöz b. Abdullah, Durmuş b. Hamza, Halil b. İbrahim, Hasan b. Abdullah, el-Hâc Musa b. Ali, el-Hâc Mehmed b. Habib, mevlânâ Hüsam b. Mehmed el-Kâtib ve gayruhüm mine’l-hâzırîn