|
İstanbul Mahkemesi 147 Numaralı Sicil (H. 1241-1242 / M. 1826) cilt: 89, sayfa: 126 Hüküm no: 98 Orijinal metin no: [29b-2] Bu defter İBB Kültür A.Ş. ve Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi ortaklığı ile hazırlanmıştır.
İsak v. Yako’nun, enfiyeci dükkânını gediği ile birlikte berber Ali Usta b. Mehmed Salih’e satmak istediği
Ma‘rûz
Mübârek rikâb-ı kamer-tâb-ı hazret-i hilâfet-penâhîye takdîm olunan işbu arzuhâlde mezkûrü’l-isim berber esnâfından Ali Usta b. Mehmed Salih bi’t-terâzî dâ‘îhânelerinde ma‘kūd meclis-i şer‘-i münîrde enfiyeci tâifesinden olup bundan akdem hâlik olan İsak v. Yako yahudinin verâsetini zevce-i metrûkesi Boni bt. Efrâyim yahudiye ile sulbî kebîr oğlu Yako ve sulbiye kebîre kızı Kılara yahudiyeye münhasıra ve tashîh-i mes’elesi yirmi dört sehmden olup sihâm-ı mezbûreden üç sehmi zevce-i mesfûreye ve on dört sehmi ibn-i mesfûra ve yedi sehmi dahi bint-i mersûmeye isâbeti tahakkukundan sonra mersûm Yako yahudi asâleten ve mesfûretân Boni ve Kılara yahudiyeler taraflarından husûs-ı âtîyyü’l-beyânı tasdîka vekîl-i şer‘ileri Alyoni v. Aslan yahudi muvâcehelerinde esnâf-ı merkūme kethüdâsı İbrahim Ağa ve şeyhi el-Hâc Musa Efendi ve du‘âcısı İsmail Efendi ve Yiğitbaşısı es-Seyyid Mehmed Nuri Ağa ve çavuşu Mustafa Usta ve köşe ustası Mehmed Ârif Usta ve sâir lonca ihtiyârları hâzır oldukları hâlde hâmiş-i arzuhâlde mastûr defter-i vâkıfdan muhrec derkenâr nâtık olduğu üzere nezâret-i kethüdâ-yı hazret-i sadâret-penâhîde âsûde evkāfdan İstanbul hısnı ebvâbından Balat kapısı dâhilinde vâkı‘ merhûm Ferruh Kethüdâ Câmi‘-i Şerîfi vakfı müsakkafâtından bâb-ı mezbûr hâricinde kâin ma‘lûmu’l-hudûd yehûd hâne arsasından müfrez terbî‘an elli zirâ‘ arsa üzerinde mebnî bir bâb berber dükkânı beher şehr yetmiş sekiz akçe icâre-i müeccele ile hâlik-i mesfûr İsak yahudinin bâ-temessük-i mütevellî bi’l-icâreteyn taht-ı tasarrufunda ve dükkân-ı mezkûr derûnunda mevcûde kezâlik hâmiş-i arzuhâlde mastûr baş muhâsebeden muhrec derkenâr mantûkunca kalem-i mezbûrda Balat taşrasında İsmail Usta dükkânı karşısında Mehmed Usta ismine mukayyed ve şurût-ı nizâma dâhil ve mu‘teber gedik ta‘bîr olunur âlât-ı lâzıme-i ma‘lûmeden dahi yine mersûm İsak yahudinin şirâen yedinde mülkü iken yahudi-i mersûm dükkân-ı mezkûru iki bin iki yüz elli guruş bedel mukābelesinde bâ-re’y-i mütevellî bana ferâğ etmek ve gedik-i mezkûru dahi yedi yüz elli guruşa yine bana bey‘ etmek üzere kat‘-ı bâzâr ve mukāvele olunarak bin guruşunu ber-vech-i peşîn yahudi-i mesfûra teslîm edip mâ‘adâsı olan iki bin guruşunu dahi [30a] tedârük ve teslîm eylediğimde bey‘i huzûr-ı şer‘de ve ferâğı dahi huzûr-ı mütevellîde takrîr ve temessüke rabt olunmak üzere iken mersûm İsak yahudi bâ-fermân-ı âlî mahrûse-i Selânik’e nefy ve iclâ olundukdan sonra işbu yedimde olup bin iki yüz kırk bir senesi Muharremi’nin sekizinci günü târihiyle müverraha ve hâlâ İstanbul’da Mahmud Paşa Mahkemesi nâibi müderrisîn-i kirâmdan fazîletlü es-Seyyid Mustafa Nûri Efendi dâ‘îlerinin imzâ ve hatmini hâviye bir kıt‘a hüccet-i şer‘iyyede tafsîl ve beyân kılındığı üzere mersûm İsak yahudi tarafından vekîl eylediği işbu hâzır-ı bi’l-meclis Mişon v. Ellez yahudi vekâletini Halil Ağa b. Hasan ve es-Seyyid Mehmed Ağa b. Hasan nâm kimesneler şehâdetleriyle nâib-i mûmâ-ileyh huzûrunda benim muvâcehemde vech-i şer‘î üzere isbât ve âlât-ı gedik-i mezkûrun ber-vech-i muharrer yedi yüz elli guruşa bey‘ini bi’l-vekâle takrîr ve hüccet-i şer‘iyyeye rabt olunup dükkân-ı mezkûru dahi ferâğ etmek üzere iken mersûm İsak yahudi mahrûse-i mezbûrede hâlik oldukda dükkân-ı mezkûr izn-i mütevelliyle ferâğ olunmadığından yalnız mukāvelemiz şer‘an kifâyet etmeyip nısfiyyet üzere oğlu ve kızı mesfûrâna intikāl edip lâkin ben meblağ-ı bâkī-i mezkûr iki bin guruşu dahi tekmîl ve teslîm eylediğim takdîrce mesfûrân dahi ferâğa râzı ve müte‘ahhid olmuşlar ise de ben meblağ-ı mezkûru tedârük eylemediğimden bu âna değin alâ-hâlihî kalmışdı el-hâletühû [hâzihî] muslihûn tavassutuyla beynimiz tanzîm olunup ben ber-vech-i muharrer şirâen mâlik olduğum âlât-ı gedik-i mezkûru tarafeynin îcâb ve kabûlüyle bi-safkatin vâhidetin verese-i mesfûrûna yedi yüz elli guruşa mes’ele-i mîrâsları üzere bey‘ ve temlîk ve teslîm onlar dahi iştirâ ve temellük ve tesellüm eylediklerinden sonra semen-i mezkûr yedi yüz elli guruş ile ber-vech-i bâlâ peşînen ziyâde medfû‘um olan iki yüz elli guruş ki cem‘an bin guruşu bana def‘ ve teslîm ben dahi ahz ve kabz edip fî-mâ-ba‘d verese-i mesfûrûnun yed ve zimmet ve kıbellerinde bir akçe ve bir habbe ve bir nesne hakkım ve alacağım ve âlât-ı gedik-i mezkûrda dahi kat‘an alâka ve medhalim kalmayıp mes’ele-i mîrâsları üzere yirmi dört sehm i‘tibâriyle üç sehmi zevce-i mesfûrenin ve on dört sehmi ibn-i mersûmun ve yedi sehmi dahi bint-i mesfûrenin mülk-i mahzları ve hakk-ı sarfları olup mebî‘-i mezkûrun tağrîr ve gabnine ve bi’l-cümle husûs-ı mezkûra ve sâir cemî‘-i hukūk-ı şer‘iyyeye müte‘allıka âmme-i da‘vâdan verese-i mesfûrûnun zimmetlerini kat‘an hakkım kalmamak ma‘nâsına şurût-ı müfsideden ârî ve uhûd-ı mubtıladan berî cebr ve kerhden hâlî ibrâ-i âmm-i sahîh-i şer‘î ve ıskāt-ı tâmm-ı sarîh-i mer‘î ile ibrâ ve ıskāt eyledim deyu mukırr-ı mezbûrun bi’l-cümle takrîr-i meşrûhunu asîl ve vekîl-i mesfûrân bi’l-asâle ve bi’l-vekâle tasdîk ve bu vechile külliyen kat‘-ı nizâ‘ eyledikleri İstanbul Mahkemesi’nden huzûr.
Fî 26 Z sene [1]241
|