.:: İstanbul Kadı Sicilleri ::.


Rumeli Sadareti Mahkemesi 21 Numaralı Sicil (H. 1002-1003/M. 1594-1595)
cilt: 12, sayfa: 77
Hüküm no: 30
Orijinal metin no: [14a-1, Arapça]
Bu defter İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı ve İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) ortaklığı ile hazırlanmıştır.


Hacı Alâaddin b. el-Hâc Murad’ın emlâk ve para vakfiyesi

[Tasdîk 1] Aşağıdaki vakfiyede mezkûr asl-ı vakf, şurût ve vücûh-i mesârifin ikrâr ve tahrîri benim indimde ve katımda vâki‘ olmuşdur. Mesâil-i evkāf husûsunda eimme-i eşrâf -rıdvânullâhi te‘âlâ aleyhim ecma‘în- beyninde cârî ihtilâfı da bilerek vakfın sıhhat ve lüzûmuna hükmettim. Ben abd-i fakīr ilâ fazli rabbihî subhânehû er-râci‘ afvehû ve gufrânehû vilâyet-i Anadolu-i ma‘mûre kazaskeri Cafer b. Nebi’yim. Afallâhu te‘âlâ anhümâ. [Tasdîk 2] Hüve’l-hayyu’l-bâkī, işbu vakfiyede yer alan asl-ı mâl ve şurût ve vücûh-i mesârif ile ilgili husûslar şer‘-i mübîne tevfîkan huzûrumda cereyân etmişdir. Ben abd-i fakīr ila’llâhi te‘âlâ ve tebâreke mahrûse-i medîne-i Konya müvellâsı Mehmed b. Zeyrek’im. Ufiye anhu. Hamdele ve salvele. Ammâ ba‘d. Eşrefu’l-ahâlî ve’l-efâdil Mevlâna Hacı Alâaddin b. el-Hâc Murad meclis-i şer‘de hâzır olup hâlis-i emlâki ve etyab-i emvâlinden ifrâz ve temyîz ettiği râyicü’l-vakt elli bin akçesini habs, tasadduk ve vakfetti. Belviran tevâbi‘inden Karye-i Seçme diye ma‘rûf ve hudûdu sukûk-i şer‘iyyede mahdûd olan karyeyi vakfetti. Kazâ-i Ilgın tevâbi‘inden olup şöhretinden dolayı tahdîdden müstağnî bulunan Nagay Timur karyesini vakfetti. Konya kazâsı tevâbi‘inden Sudurcu nâhiyelerinden Devletşâh karyesini vakfetti. Aslı dokuz sehim olan, Ilgın tevâbi‘inden Balkır karyesinde sâhib olduğu iki buçuk sehmini vakfetti. Konya kazâsı tevâbi‘inden Yarıca karyesinin rub‘unu vakfetti. Ilgın kazâsı tevâbi‘inden Çatmal? nâm mezra‘ın yarısını vakfetti. Aslı on iki sehim olan, İshaklı kazâsı tevâbi‘inden Mermence? karyesindeki beş sehmini vakfetti. Medîne-i Konya çarşılarından Kale altı çarşısında vâki‘ ve İbrahim Bey İmâreti evkāfına âid arâzi-i hâliyede kâin, senevî seksen akçe ecr-i misil ile kirâlanmış bulunan beş dükkânını vakfetti. Akşehir vâdisi üzerinde kâin olup vâdiden akan suyla dönen ve kendi adıyla ma‘rûf olan değirmenini vakfetti. Akşehir kazâsı tevâbi‘inden Zere? karyesinde kâin karye-i mezbûreye vâdiden gelen suyla dönen değirmenini de vakfetti. İki değirmen de inde’l-ahâlî şöhretinden dolayı tahdîd ve ta‘yînden müstağnîdir. Vâkıf-ı mezbûr, meblağ-ı merkūmun istiğlâl-i mu‘tâd üzre istiğlâl edilmesini, emânet ve diyânet ile ma‘rûf ve istikāmet ve sıyânet ile mevsûf bulunan mütevellî yedi ile ziyâdesiz noksansız senevî ona on bir buçuk rıbh üzre mu‘âmele-i sahîha ile mu‘âmele ve istirbâh edilmesini şart etti. Mu‘âmelenin zengin kimesnelerle rehn-i kavî ve kefîl-i melî ile veya haseb-i iktizâ-i hâl bunlardan biri ile iktifâ edilerek yapılmasını, askerlerle, fakīrlerle, ekâbir ve a‘yân ile, manâsıb sâhibleri ile, beyler ile, mâlını isrâf edenlerle, tembelliği ile ma‘rûf olanlarla, müflislerle ve ümenâ ile yapılmamasını şart etti. Vakıf emvâliyle akār iştirâ edilip ba‘de’t-takābuz îcâr ve istîcâr ile mu‘âmele edilmesini ve mu‘âmelenin sicil-i hükkâma tescîl ettirilmesini şart etti. Mütevellînin her sene başında mu‘âmeleyi tecdîd etmesini şart etti. Mütevellî-i mezbûrun vakıf şurûtuna ri‘âyet etmesini, etmezse ve vakıf mâlından bir habbe zâyi‘ olursa zâmin olmasını şart etti. Allah’ın rıbh ve galleden rızık olarak nâsib ettiğinin âtiyyü’l-beyân üzre mütevellî yediyle sarf edilmesini şart etti. Tevliyeyi, vakıf gelirlerinin yarı hissesi kendisine âid olmak üzre müddet-i hayâtınca kendisine, vefâtından sonra ise vakıf gelirlerinden çeyrek hisse alması üzerine eslah-ı evlâdına, sonra beşte bir hisse alması üzerine onun eslah-ı evlâd-ı evlâdına şart etti. Mezkûrlardan sonra ise hâkimin Akşehir ahâlîsinden uygun göreceği kimesneye yevmî dört akçe ile şart etti. Akşehir beldesi kadısının vakfa nâzır olmasını şart etti. Kurrâdan on beş hâfızın Cuma günü hâric her gün işrâk namazından sonra merhûm Hasan Paşa câmi‘inde Kur’ân-i mecîdden on beş cüz’ okumasını ve iki günde bir hatim indirmelerini şart etti. İlk hatmin sevâbını seyyid-i mürselîn Muhammed hâtemü’n-nebiyyîn salavâtullâhi aleyhim ve âlihî ecma‘înin ve ashâb-ı kirâmının rûhlarına hediye etmelerini, ikinci hatmin sevâbını vâkıf-ı mezbûrun rûhuna ve âbâ vü ecdâdının ve ümmehât ve ceddâtının ervâhına hediye etmelerini, üçüncü hatmin sevâbını evlâd ve akrabâsının ve ezvâc ve ümmehât-i evlâdının ervâhına hediye etmelerini şart etti. Hatmin birinin Sultân-ı islâm ve müslimînin zaferleri için tilâvetini şart etti. Hâfızlardan ilkinin hatîb, ikincisinin, imâm, üçüncüsünün müezzin, dördüncüsünün kayyım, beşincisinin câmi‘-i mezbûr reis-i hafazası, altıncısının vâkıf-ı mezbûrun mahalle-i mezkûrda yaptıracağı mescidin imâmı, yedincisinin mescid-i mezbûr müezzini, sekizincinin vâkıfın inşâ ettireceği dârü’t-ta‘lîm mu‘allimi, dokuzuncunun bu mescid halîfesi, onuncunun mahalle imâmı olmasını şart etti. Hâfızlardan her birine senevî üç yüz akçe ve on Akşehir kilesi iyi cins buğday verilmesini şart etti. Mescid-i mezbûr imâmına senevî altı yüz akçe ve yirmi Akşehir kilesi iyi cins buğday verilmesini ta‘yîn etti. Mu‘allime yedi yüz akçe ve yirmi kile iyi cins buğday verilmesini şart etti. Asl-vakıf ve şurûtunda ta‘dîl ve tebdîlin kendi yedinde olmasını şart etti… Vâkıf-ı mezbûr cemî‘-i vakfı tescîl maksadıyla mütevellî nasbettiği Hasan Çelebi b. Mehmed’e teslîm etti. O da tesellüm edip sâir vakıf mütevellîleri gibi tasarruf etti. Mütevellî-i mezbûr vâki‘ ikrârı vicâhen ve şifâhen tasdîk etti. Vâkıf-ı merkūm İmâm-ı A‘zam Ebû Hanîfe’nin vakfın gayri lâzım olduğu kavline iktidâen vakfından rücû‘ edip istirdâdını taleb etti. Mütevellî-i mezbûr imâmeyn-i hümâmeyn indinde vakfın lâzım olduğunu söyleyerek redden imtinâ‘ etti. Vâkıf-ı mezbûr vakf-ı nukūdundan da rücû‘ edip asl-ı mâl ve ziyâdeden mütevellînin aldığının i‘âde taleb etti. Münâza‘a ve muhâsama edip hâkim indinde murâfa‘a olunduklarında hâkim vakf-ı akārâtın sıhhatine ve lüzûmuna imâmeynin ictihâdına binâen, vakf-ı nukūdun sıhhatine ise İmam Züfer kavline istinâden hükmetti. Mütevellî-i merkūmun tevliye cihetiyle ecr-i misilden fazla aldığından berâet-i zimmetine dahi hükmetti. Vâkıf, vakf-ı nukūd İmam Züfer katında sahîh ise de lâzım değildir diyerek istirdâd talebini tekrâr etti. Mütevellî ise sıhhate hükm olunmak ile mecmu‘un aleyh olunca imâmeyn-i mezbûreyn re’ylerinde dahi sahîh olmuş oldu. Onların re’ylerinde hod sıhhat lüzûmdan müfârakat olunmaz diye lüzûmuna dahi hüküm taleb edince hâkim-i mûmâileyh meblağ-ı mezkûrun vakfının lüzûmuna dahi hükmedip tescîl etti. Bu sûretle cemî‘-i evkāf-ı mezbûre, tebdîl ve tağyîri câ’iz olmayacak şekilde lâzım ve müseccel oldu. “Fe-men beddelehû ba‘de mâ sem‘ihî fe-innemâ ismuhû ale’l-lezîne yübeddilûnehû innallâhe semî‘un alîm ve ecrü’l-vâkıf ale’l-cevâdi’l-kerîm.” Cerâ zâlike ve hurrire fî evâsıtı şehri Şevvâli’l-mükerrem min şuhûri sene sitte ve seb‘în ve tis‘a mi’e mine’l-hicreti’n-nebeviyye.


Şuhûdü’l-hâl: Fahrü’l-müderrisîn Mevlâna Abdullah Efendi b. merhûm Şeyh Tâc[eddin], fahrü’l-müderrisîn Mevlâna Muslihiddin Halîfe b. Pîr Ali, Ali Dede es-sofu, kıdvetü’l-kudât Mevlâna Hacı Halîfe merhûm Bâli, zübdetü’l-asât Mevlâna Ahsen Halîfe b. merhûm Bâli Çelebi, Mevlâna Ömer b. Halid b. el-Akşehirî, Mevlâna Hacı Resûl Çelebi b. el-Hâc Yakub, Mevlâna Ali Çelebi b. Mahmud Çelebi el-hatîb, Yunus b. Karagöz kethüdâ ve gayruhüm