.:: İstanbul Kadı Sicilleri ::.


Rumeli Sadâreti Mahkemesi 106 Numaralı Sicil (H. 1067-1069 / M. 1656-1658)
cilt: 50, sayfa: 321
Hüküm no: 295
Orijinal metin no: [42a-4]
Bu defter İBB Kültür A.Ş. ve Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi ortaklığı ile hazırlanmıştır.


Havva bt. Hürrem ve oğlu mecnun Mehmed’e babalarından intikal eden mezarlık arsalarına ölüsünü defneden Ayşe bt. Ali Bey ile dört yüz akçe üzerine sulh oldukları

Husûs-ı âti’l-beyânın mahallinde tahrîri iltimâs olunmağın savb-ı şer‘-i hatîrden Mevlânâ Mehmed Efendi b. Veli Efendi irsâl olunup ol dahi medîne-i Üsküdar hâricinde vâki‘ mekābir-i Müslimînde Bostancıbaşı Hızır Ağa Sofası demekle ma‘rûf mevzi‘de zeyl-i kitâbda mastûru’l-esâmi olan Müslimîn huzûrunda akd-i meclis-i şer‘-i hatîr etdikde medîne-i mezbûrede Torbalı mahallesi sükkânından olup bundan akdem vefât eden Hürrem Ağa b. Abdülmennân’ın verâseti sulbî kebîr oğlu olup cünûn-ı mutbık ile mecnûn olan Mehmed’e ve sulbiye kebîre kızları Havva ve Râbia nâm hâtunlara münhasıra olduğu şer‘an mütehakkık oldukdan sonra merkūme Havva kendi kıbelinden asâleten ve mecnûn-ı mezbûrun savb-ı şer‘den mansûbe vasîsi olmağla vesâyeten ve merkūme Râbia asâleten meclis-i ma‘kūd-ı mezbûrda mahmiye-i İstanbul’da Ahırkapı kurbünde merhûm Hâfız Paşa Odaları’nda sâkine olan sâhibetü hâze’l-kitâb Âişe bt. Ali Bey nâm hâtun mahzarında herbiri tav‘an ikrâr ve i‘tirâf edip mârrü’z-zikr mekābir-i Müslimînde vâki‘ olup bir tarafdan mezkûr Bostancıbaşı Hızır Ağa Sofası’na ve bir tarafdan Karasolak Sofası demekle ma‘rûf sofaya ve bir tarafdan merhûm Mehmed Usta Vakfı olan arsaya ve bir tarafdan yine bizim mülkümüz olan sofaya müntehî olup tûlen on iki zirâ‘ ve arzan yedi zirâ‘ bi-hesâb-ı terbî‘î seksen dört zirâ‘ mülk mezarlık arsası ile’l-vefât babamız mezbûrun mülkü olup ba‘de vefâtihî irs-i şer‘le bize intikāl etmişiken merkūme Âişe Hâtun arsa-i mezbûre üzerine bi-gayri hakk-ı şer‘î mevtâsını defn etmişidi hâlâ zafer bulup arsa-i merkūmeyi merkūme Âişe Hâtun yedinden taleb ve da‘vâ ettiğimizde merkūme Âişe vâzı‘atü’l-yed olduğuna i‘tirâf edip bizim mülk-i mevrûsumuz olduğunu inkâr etmekle bir dahi arsa-i mahdûd-ı mezkûra vech-i meşrûh üzere mülk ve hakkımız olduğunu târih-i kitâb senesi Recebü’l-müreccebinin on dördüncü gününde medîne-i mezbûrede bâb nâibi olan Mevlânâ Ahmed Efendi b. Mahmud huzûrunda merkūme Âişe Hâtun muvâcehesinde şühûd-ı udûl ile isbât ettiğimizde mevlânâ-yı mezkûr dahi şühûdumuzu istimâ‘ ve arsa-i mevsûfe-i mahdûdeyi mülk ve hakkımız olmak üzere bize hüküm [42b] edip merkūme Âişe’nin yedi kasr-ı yed olunmağla mezbûre Âişe mevtâsını defn edeli zaman mürûr etmekle ihrâc-ı mevtâ mümkün olmadığı ecilden tesviye ve zabt murâd eylediğimizde beynimize muslihûn tavassut edip arsa-i mezbûreyi merkūme Âişe Hâtun’a bey‘imizi ma‘kūl görmeleri ile merkūme Âişe Hâtun ile bizi arsa-i mezkûreden dört yüz râyic [fi’l]-vakt akçe üzerine sulh eylediklerinde biz dahi sulh-ı mezbûr mecnûn-ı merkūma enfa‘ olmak ile asâleten ve vesâyeten sulh-ı mezbûru kabûl ve bedel-i mezkûru yedinden ahz u kabz edip arsa-i mezkûre da‘vâsından berî olup merkūme Âişe Hâtun’un zimmetini ibrâ ve ıskāt eyledik min ba‘d zikrolunan arsa merkūmenin mülk ve hakkıdır keyfemâ teşâ ve tahtâr mutasarrıfe olsun dediklerinde gıbbe’t-tasdîkı’ş-şer‘î vâki‘-i hâli mevlânâ-yı mezbûr mahallinde tahrîr ve ba‘dehû meclis-i şer‘a gelip vukū‘u üzere ihbâr ve takrîr edicek mâ-hüve’l-vâki‘ bi’t-taleb ketb olundu.

Fi’l-yevmi’r-râbi‘ ve’l-ışrîn min-Şevvâli’l-mükerrem li-sene seb‘a ve sittîn ve elf.

Şühûdü’l-hâl: Osman Efendi b. Hasan, Hâcı Veli b. İsa, el-Hâc Ahmed b. Mehmed, Ramazan Beşe b. Sefer, İbrahim Çavuş b. Abdullah, Ahmed Çelebi b. Rıdvan, İslam b. Ali, Mehmed b. Ali ve gayruhüm mine’l-[hâzırîn.]