|
Rumeli Sadâreti Mahkemesi 127 Numaralı Sicil (H. 1090-1091 / M. 1679-1680) cilt: 55, sayfa: 341 Hüküm no: 313 Orijinal metin no: [94b-1] Bu defter İBB Kültür A.Ş. ve Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi ortaklığı ile hazırlanmıştır.
Mehmed ve Abdüllatif kardeşlerin satın aldıkları cariye parasından kalan borcu Ahmed Bey’e ödemeleri
Dergâh-ı âlî kapıcılarından işbu bâ‘isü’l-vesîka Ahmed (...) (...) (...) [nâm] kimesne Dîvân-ı Hümâyûn-ı sa‘âdet-makrûnda akd olunan meclis-i şer‘-i şerîfde Ayasofya-i Kebîr kurbünde sâkin Mehmed ve Abdüllatif ibney Memi muvâcehelerinde üzerlerine da‘vâ ve takrîr-i kelâm edip mezbûr Mehmed’[e] bundan akdem işbu yedimde olan deyn temessükü nâtık olduğu üzre evsâfı beynimizde ilm-i şer‘î ile ma‘lûm Macariyyü’l-asl Şehbaz nâm câriye-i memlûkemi iki yüz seksen esedî guruşa bey‘ ve teslîm ol dahi iştirâ ve kabz eyledikden sonra karındaşı mezbûr Abdüllatif semene emir ve kabûlü hâviye kefâlet-i sahîha-i şer‘iye ile kefîl oldukdan sonra otuz esedî guruşu mezbûr Mehmed ve yirmi bir esedî guruşu kefîl-i mezbûr Abdüllatif bana edâ ve teslîm ben-dahi ahz ü kabz edip iki yüz yirmi dokuz esedî hakkım kalmağın suâl olunup asâleten ve vekâleten meblağ-ı bâkī-i mezbûrun merkūmândan alıverilmesi matlûbumdur dedikde gıbbe’s-suâl mezbûr Mehmed zikrolunan câriyeyi müdde‘î-i mezbûrdan ancak yüz seksen beş esedî guruşa iştirâ ve kabz edip meblağ-ı mezbûrdan müdde‘î-i mezkûrun kabzını i‘tirâf eylediği elli bir esedî guruşdan mâ‘adâ yirmi beş buçuk esedî guruş dahi edâ ve teslîm edip a‘nî zimmetinde yüz sekiz buçuk esedî guruş deyni kaldığını ikrâr ve ziyâdeyi bi’l-külliye inkâr ve yirmi beş buçuk esedî guruşu def‘le mukābele ve mezbûr Abdüllatif husûs-ı mezbûru bi’l-külliye inkâr edicek evvelâ müdde‘î-i mezbûrdan müdde‘âsına beyyine taleb olundukda udûl-i Müslimînden olup mahmiye-i İstanbul’da Mahmudpaşa kurbünde Çaşnigir odalarında sâkin Hüseyin b. Ramazan ve Sultân Mehmed Han Câmi‘-i Şerîfi kurbünde vâki‘ Mehmed Ağa Hânı’nda sâkin Kâtib Mustafa b. Halil nâm kimesneler li-ecli’ş-şehâde meclis-i şer‘a hâzırân olup edâ-yı [isre’l]-istişhâd fi’l-vâki‘ müdde‘î-i mezbûr Ahmed Bey bundan akdem câriye-i memlûkesi mezbûr Şehbaz’ı işbu merkūm Mehmed’e iki yüz seksen esedî guruşa bey‘ ve teslîm ol dahi iştirâ ve kabûl ve tesellüm etdikde semen-i mesfûr iki yüz seksen esedî guruşa karındaşı işbu mezbûr Abdüllatif emir ve kabûlü hâviye kefâlet-i sahîha-i şer‘iye ile bizim huzûrumuzda kefîl olmuşdur biz bu husûsa şâhidleriz şehâdet dahi ederiz deyü her biri edâ-yı şehâdet-i şer‘iye eylediklerinde mezbûrânı ta‘dîl ve tezkiye için savb-ı şer‘den irsâl olunan Mustafa Efendi b. Abdülaziz evvelâ zikrolunan Çaşnigir odalarına varıp ahâlîsinden İmâm Mustafa Efendi b. Mahmud ve Hüseyin Ağa b. Abdülkadir ve Yusuf Bey b. Abdurrahman ve Müezzin Mustafa Çelebi b. Mustafa ve Mehmed b. Hasan ve Mehmed b. ( ) ve Attar Süleyman b. İbrahim nâm kimesnelerden mezbûr Hüseyin’in keyfiyet-i hâlini istifsâr etdikde her biri mezbûrun adl ve makbûlü’ş-şehâde olduğunu haber vermeğin hân-ı mezbûr[a] varıp ahâlîsinden Ömer Efendi b. Ali el-Kādî ve Abdullah b. Abdurrahman ve Mehmed Çelebi b. Abbas ve sâirlerinden merkūm Mustafa’nın keyfiyet-i hâlini istihbâr etdikde kezâlik mezbûr Mustafa’nın adl ve makbûlü’ş-şehâde olduğunu her biri haber vermeğin merkūm Mustafa Efendi vâki‘ hâli mahâllinde ketb ve terkīm edip ba‘dehû ma‘an ba‘s olunan Ramazan Beşe b. Mustafa ile meclis-i şer‘a gelip alâ-vukū‘ihî inhâ ve takrîr etmeğin emr-i ta‘dîl ve tezkiye tamam ve şehâdetleri makbûle oldukdan sonra mezbûr Mehmed’den zikrolunan yirmi beş buçuk guruşu def‘ine beyyine taleb olundukda ityân-ı beyyine için istimhâl etmeğin mehl-i şer‘î birle imhâl olunup min-hasebiyle [mûcebiyle] meblağ-ı bâkī-i mesfûr <> iki yüz üç buçuk esedî guruşu asâleten ve kefâleten müdde‘î-i mezbûra edâ ve teslîme mezbûr Mehmed ve Abdüllatif’e tenbîh birle mâ-vaka‘a bi’t-taleb ketb olundu.
Fi’l-yevmi’s-sâbi‘ ve’l-işrîn min-şehri Rebî‘i’l-evvel li-sene ihdâ ve tis‘în ve elf.
Şuhûdü’l-hâl: el-Hâc Kemâleddin Ağa b. Müyesser, Osman Ağa Muhzırbaşı, Mustafa Efendi b. Abdülaziz, Mehmed b. Haydar ve gayruhum mine’l-hâzırîn.
|