|
Ahi Çelebi Mahkemesi 1 Numaralı Sicil (H. 1063-1064 / M. 1652-1653) cilt: 49, sayfa: 299 Hüküm no: 429 Orijinal metin no: [63a-1] Bu defter İBB Kültür A.Ş. ve Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi ortaklığı ile hazırlanmıştır.
el-Hâc Mustafa Efendi’nin Derviş Ali Mahallesi’ndeki evini vakfettiğine dair vakfiyesi
İbtidâ kerdem be-nâm-ı an-ı kerîm mübdi‘-i kevneyn ve sultân-ı kadîm ber resûl [ve] âl ü ashâbeş müdâm ez-hüdâvend-i cihân bî-hadd-i selâm ve ba‘dehû her akıla lâzım ve her ârife emr-i mühimdir ki zamân-ı sıhhatinde tefekkür ve evân-ı âfiyetinde tedebbür edip bu gurfe-i fenâdan dâr-ı bekāya rıhlet etmezden mukaddem inân-ı azîmeti cânib-i hayrâta sarf ve zimâm-ı himmeti taraf-ı meberrâta atf edip rûz-ı cezâda eylediği hasenât ve ettiği meberrât sebeb-i fevz-i necât ola, bi-fazlillâhi te‘âlâ işbu mukaddemât-ı vâzıhatü’l-medlûle binâen <> ashâb-ı hayrât ve erbâb-ı hasenâtdan kudâti’l-İslâm zübdetü vülâti’l-enâm el-Hâc Mustafa Efendi b. el-Hâc Mehmed meclis-i şer‘-i şerîf-i nebevî ve mahfil-i dîn-i münîf-i Mustafaviye’de zikri âtî vakfı teslîm ve tescîl ile maslahatını tekmîl için mütevellî nasb ve ta‘yîn eylediği el-Hâc Bayram b. Halil mahzarında ikrâr-ı sahîh-i şer‘î ve i‘tirâf-ı sahîh-i mer‘î kılıp mahmiye-i İstanbul -sînet şems sâhibihâ ani’l-ufûl- mahallâtından Derviş Ali Mahallesi’nde vâki‘ bir tarafı Kara Solak demekle meşhûr merkūm Mehmed Çelebi evleri ve bir tarafı hâlâ Solak Ahmed Çelebi sâkin olduğu vakıf menzil ve bir tarafı ba‘zan medîne-i münevvere vakfından Saime Hatun sâkine olduğu menzil ve ba‘zan tarîk-i âm ve bir tarafı merhûm Reyhan Ağa mektebi ile mahdûd olup muhavvata-i dâhiliyesi birbirine mülâsık fevkānî iki bâb odaları ve sofa ve dehlîzi ve tahta-pûşu ve tahtânî matbah ve bir sofayı ve mahtabayı ve bi’r-i mâ ve cüneyneyi ve muhavvata-i hâriciyesi dahi kezâlik birbirine mülâsık fevkānî iki bâb odaları ve dehlîzi ve altında ahırı müştemil olan mülk menzilimi cümle tevâbi‘ ve levâhıkı ve kâffe-i menâfi‘ ve merafıkı ile hâlisan li-vechillâhi te‘âlâ vakf-ı sahîh-i müebbed ve habs-i sarîh-i muhalled ile vakıf ve habsedip mütevellî-i mezbûra teslîm ve şöyle şart eyledi ki kendim serîr-i sıhhatde câlis ve kubâ-yı âfiyeti lâbis oldukça menzil-i mezbûrda sâkin olam, ba‘dehû evlâdım ve evlâd-ı evlâd ve evlâdım ve evlâd-ı evlâd-ı evlâdım batnen ba‘de batnin ve fer‘an ba‘de aslin sâkin olalar, ba‘de’l-inkırâzi’l-evlâd ve utekā ve utekātım sâkin olalar, ba‘dehum onların evlâdı ve evlâd-ı evlâdı ve evlâd-ı evlâd-ı evlâd-ı evlâdı tertîb-i mezbûr üzere sâkin olalar ve herbiri nevbetlerinde menzil-i mezbûrun tevliyetine dahi mutasarrıf olup imâret ve meremmeti lâzım geldikde kendi yanlarından ta‘mîr ve termîm edeler ve imâret ü meremmetine iktidârı olmayanların yerlerine men lehü’s-süknâdan iktidârları olanlardan birisi imâret ü meremmet edip evfâ harc eylediği meblağ tamam olunca onun dahi hakk-ı süknâsını ol mutasarrıf ola, eğer men lehü’s-süknâdan zî-kudret bulunmazsa ücret-i müeccele ile bir kimesneye îcâr olunup icâresinden imâret ü meremmet edip kezâlik harc eylediği meblağ tamam olunca evvel müstecir sâkin olup ba‘dehû yine men lehü’s-süknâya avdet ede, ba‘de’l-inkırâz eski menzil-i mezbûrun mütevellîsi ahâlî-i mahalleden bir sâlih ve müstakīm kimesneye re’y-i hâkim ile tevcîh olunup ol dahi menzil-i mezbûru yine ücret-i müeccele ile îcâr edip hâsıl olan icâresinden cihet-i tevliyeti yevmî bir akçe vazîfeye mutasarrıf olup bâkī ne kalırsa mâh be-mâh nısfını mahalle-i mezbûre imâmına ve nısfını müezzinine verip onlar dahi mukābelesinde küllü yevm huzûrlarında üç İhlâs-ı şerîf ve birer Mu‘âvezeteyn ve bir sûre-i Fâtiha tilâvet edip sevâbını hazret-i rasûl-i ekremin -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ervâh-ı tayyibeleri ile benim ve ebeveynimin rûhlarına hibe edeler ve menzil-i mezbûrun imâret ü meremmeti imâm ve müezzinin vazîfelerine takdîm oluna ve mahalle-i mezbûre ahâlîsi dahi hasbî nâzır olalar ve ben hayatta oldukça tebdîl ve tağyîri merreten ba‘de uhrâ menzil-i mezbûru tevliyetim hasebiyle vakfiyet üzere kabz eyledim ve sâir mütevellîler gibi mutasarrıf oldum deyip zu‘mu üzere emr-i vakıf vâsıl-ı mertebe-i kemâl ve alâka-i vâkıf dâhil-i dâire-i inkıtâ‘ ve infisâl oldu der iken vâkıf-ı ârif-i inân-ı azîmeti cihet-i uhrâya sârıfe olup vakf-ı akār İmâm-ı A‘zam hazretleri re’y-i şerîfleri üzere gayr-ı lâzım olmağla vakıfdan rücû‘a şürû‘ olmağın menzil-i mezbûrdan mütevellî-i mezkûr kasr-ı yed edip yine mülkiyet üzere bana teslîm eylesin dedikde mütevellî-i mezbûr cevâba mütesaddî olup İmâmeyn-i hümâmeyn hazret-i İmâm Ebû Yusuf ve İmâm Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî mezheb-i şerîflerinde ba‘de’t-teslîmi ile’l-mütevellî sıhhat ve lüzûm tev’emân “ve izâ sahhe’l-vakfu lezime” mûcebi üzere mütelâzimân olmağla bâb-ı rücû‘ mesdûd ve da‘vâ-yı istirdâd inde ehli’ş-şer‘ merdûddur deyüp hâkim-i muvakki‘ sadr-ı sahîfe ve kadîm-i şerî‘at-i şerîfe huzûrunda müterâfi‘ân olduklarından hâkim-i mûmâ-ileyh lâ-zâle müşârun-ileyh hazretleri ibkā-yı hayra niyetini tashîh ve cânib-i lüzûm-ı ihtiyârını tercîh edip vakf-ı mezbûrun lüzûmuna ve şerâitin sıhhatine re’y-i İmâmeyn üzere hükm-i muhkem-i şer‘î eyleyip alâ-kavli men yerâhü min-ba‘d vakf-ı merkūm sahîh ve lâzım oldu. Fe-men beddelehû ba‘demâ semi‘ahû fe-innemâ ismuhû ale’llezîne yübeddilûnehû innallâhe semî‘un alîm ve ecrü’l-vâkıfı ale’l-hayyi’l-kerîm. Cerâ zâlike.
Ve hurrire fî-leyletü’l-kadri’l-mübârek el-vâki‘ fî-sene erba‘a ve sittin ve elf.
Şuhûdü’l-hâl: Yusuf Efendi el-imâm, Mehmed Efendi el-imâm, Mehmed Çelebi b. Ahmed el-müezzin, Hasan Efendi el-imâm, el-Hâc Mustafa terzi, Mehmed Bey el-yesârî, Mustafa Beşe neccâr, Nakkāş Süleyman Çelebi, Nakkāş Mehmed Çelebi, Canbâz Ali Beşe er-râcil, Mustafa Çelebi er-râcil, Attâr İbrahim Çelebi, Ali Çelebi b. Zülfikār, Kâtibü’l-hurûf Abdulkādir Efendi ve gayruhum.
|